TEŞEKKÜR EDERİM.

IMG_2036

Görülmenin.. Duyulmanın.. Anlaşılmanın..
Sevilmenin ve sevmenin verdiği mutluluk.
Paha biçilmez.

Bütün yorgunluklar geçti.
Zihnim sakinleşti.
Bu hafta sonu.
Organic Yoga ilk buluşması çok güzel geçti.

Hayata, insana, bilgiye heyecan duyan bir grup insan.
Buluştuk.
Kabilemizi oluşturmanın ilk adımlarında.
Paylaştık.
Herkes kendinden verdi.
Elimizden geldiğince.
Olduğu kadar.
Kendiliğinden.

Bilinmeyene.
Benimle adım atmak üzere.
Kendine ve bana güvenen.
Farklı farklı şehirlerden.
Herşeyi bırakıp koşup gelen.
Can kulağıyla dinleyip.
Hakikati görmeye gözlerini dört açan.
Hala katılabilir miyim diye buluşma sırasında dahi arayıp yazan.
Can dostlar.

“Böyle ekiple holding te yönetirim ben çok kolay.” dedirten Canım Asistanlarım.
Her an desteğini hissettiren ailem.

Canı gönülden.
Teşekkür ederim.
Yeni başlıyoruz.

Pruvamız neta.
Rüzgarımız kolayına olsun.

Sevgiyle.

Öyküm.

 

 

 

Reklamlar

DÖNÜŞÜME VAR MISIN?.

IMG_1546

Sade Yoga’nın Temelleri Organic Intelligence ile buluşuyor!
Fitness, sörf, pilates, yelken, paraşüt, tenis, yürüyüş, dans..
Hareketin çok farklı hallerini hep merak ettim.
Ve yoga.
15 yıldır deneyim ettiğim..
Yaşamda her yönüyle etkisini hissettiğim..
Yoga.
Gördüğüm.
Bildiğim.
En etkileyici hareket sistemi.
İçinde terapiyi de barındıran.

Hareket etmeyi merak ettiğim kadar.
Durmayı da keşfetmek istedim.
Durmayı.
Bakmayı.
Görmeyi.
Hissetmeyi.
Akmayı.
Yaşamı.
İnsan olmayı.
Her haliyle.

Farklı meditasyonlar uyguladım.
Terapi yöntemlerini inceledim.
Garip bir gençtim.
Bara pavyona pek İlgi duymadım.
Meraklarımın peşinden gittim.
Bazen tek başına olma pahasına.
Durdum.
Hayatı dinledim.
Bazen çok zordu.
Bazen zevkli.

Yıllarca ve yollarca, kendimin peşinden merakla gittikten sonra.
Bir gün.
Bir terapi sistemi bana.
“İyi hissetmek iyidir.” dedi.
Organic Intelligence.
İlk görüşte aşık oldum.
Yoga gibi.
Yıllarca peşinden gittiğim ekmek kırıntılarım.
Beni manzarası güzel bir yere getirdi.
Gel.
Şöyle bir etrafına bak.
Güzel bir soluklan.
Yol sonsuz.
Devam eder.

Birikimimle.
Zevkle sunduğum.
Sade Yoga’nın Temelleri Yoga Uzmanlık Programı’mı
Organic Intelligence bakış açısıyla.
Organic Yoga adı altında sunacağımı duyurmaktan.
Mutluluk ve heyecan duyuyorum.

Mutluluk ve heyecanla üretmeye.
Şükürler olsun!

Ocak 2018’de!
Buluşuyoruz.
Dönüşüme var mısın?

Pruvamız neta.
Rüzgarımız kolayına olsun.

Sevgi ve dostlukla.

Öyküm.

ŞÜKRAN.

img_8499

Derin bir şükran hissediyorum.
Hayatımdaki insanlara.

Ben daha büyük ifade ederdim..
Sevinince.
Üzülünce.
Mutlulukta.

Öyle anlar geliyor ki..
Bu ara hayatımda.
Ne diyebilirim.
Mutlu bir boşluk.
Tatmin.
Huzurlu.
Memnun.

Hislerimde mi sadeleştim.
Ben de henüz tam idrak edemedim.
Yalın ifade etmeye çalışayim.
O zaman belki keşfederim.

Biz bu hafta sonu.
Ekim’de başlayan Hocalık Eğitimi’nin son buluşmasını gerçekleştirdik.
İnzivada buluşmak üzere.
İki gün boyunca yoga konuştuk.
Yoga yaptık.
Paylaştık.
Yoga olduk.
Şükranla.
Ve küçük te bir parti yaptık.
Hislerimizi.
Yolculuğumuzu konuştuk.
Çemberin etrafında ifade bulan.
Her bir cümle.
Kalbime dokundu.

Öğrenci rolü içinde çok değerli insanlarla buluşarak.
Öğretmen rolünde benim anlattıklarım.
Bizi kalpten buluşturdu.
Hepimizin dönüşümüne aracı oldu.

Sade Yoga’nın..
Ilık, yumuşak, kavrayan rahim alanı içinde.
Kendimizi yeniden doğurduk.
Bir kez daha.

Ilık, güvenli, şefkatli bu kuytu alanda.
Buluşmaya.
Kendimizi tekrar tekrar doğurmaya niyetle.

Ve öyle bir yakınlık ki..
‘Yakınım’ dediğine öyle dokunmadı kimse belki de.

Ceren’in yazısı da dokundu bana.
Sessizce kaldım.
Konfetiler falan patlamadı.
Gerçek bir sadelik içinde.
Sade’ce hissettim.
Samimiyetle.
Dokundu bana.
‘Nasıl olsun istersin’ deseler..
Bunu hayal ederdim.
İki gündür duyduğum öyle cümleler var ki.
Güzelliğini.
Yeterince alabildim mi..
Sindirebildim mi.
Bilemedim.

Evimden bile huzurlu dediler.
Bu yolda cesaretimi buldum.
Hayallerimdeki işe kavuştum.
Kariyerimde yoga sayesinde yükseldim.
Kendi kendime özgürce yoga yapabiliyorum.
Dişi hissediyorum.
Gücümü buldum.
Çalkalandım. Yine de iyi oldum.
Aşkla buluştum.
Yoga öğreneyim diye geldim.
Öğretme arzumu keşfettim.
Hayalime adım atıyorum.
Kutlayalım dedik.
İyi ki buluştuk.

Teşekkür ettim.
Şükrettim.
Helal olsun bize dedim.
Yakınlaşma cesaretimize.
Kendimizle.
Birbirimizle.
Samimiyetle.

Geniş bir boşluk içinde.
Güvende.
Umutlu.
Mutlu.
Şefkatle.
Sevgiyle.
Samimiyetle.
Yumuşacık aktı bu eğitim dönemim.

Yol boyunca bana güvenen ve ilham olan değerli öğrencilerime.
Sevgiyle ilişki kurmayı bana öğreten..
Aşkı kulağıma fısıldayan.
Biricik sevgilime.
Sade’ce.
Şükranlarımla.

 

Öyküm.

img_8497

NORMAL IS GOOD.

img_7426

Hindistan seyahatimde..
Amma’dan aldığım, kulağa tılsımlı yankılanan
Sanskritçe mantramdan sonra..
Yeni mantram.
“Normal is good.”

Normal iyidir.
Ünlemsiz.
Nokta ile bitiyor.

Tıpkı Amma gibi yumuşacık ve anaç..
Adı Vilma’ya benziyor diye mi bu kadar çekici geldiğini düşünmeden edemediğim..
Helma ile.
Organic Intelligence seansımın sonunda.
Fark ediyorum ki.
Normal iyidir.

Helma ya biraz önce yediğim sufleden bahsediyorum.
İzmir’de sufle, ağır bir rakı-balık’ tan sonra yenir.
Şartlanmaların bini bir para.
Sufle yemek için soğana maruz kalmış olmak gerekliliğine inanmak ta neyin nesi.

Seansta, beklenenin aksine, travma hikayelerinden çok;
çocukluk anıları, sufle, rakı ve çiçeklerden bahsediyoruz.
Küçük Prens.
Şirin Baba.
Şirine.
Küçük Prensi çocukken kendime yakın hissetmemi anlıyorum da..
Yatağımın üstünde duran şirinler yastıklarımdan bahsederken.
Daha o yaşta, ilişkilerle ilgili kafamın bu kadar karışık olması..
İnsan bünyesinin gizemi karşısında beni bir kez daha çok şaşırtıyor.
Yastıkları yatağıma yerleştirirken.
Şirine’yi, özel yeteneği olmayan normal bir Şirin’in yanına koymaya
gönlüm razı gelmiyor.
Şirin Baba’nın Şirine’ye bakışlarından da pek hoşnut değilim.
Farkında bile olmadan.
Karakterlere bir çeşit aile dizimi yapıyor olmamı, şimdi fark ediyorum.

Derken seans bitiyor.
Çoğunlukla, yoğunluklar ve kıkırtılar arasında dans ederek geçen bir seansın ardından.
Normal ve memnun hissederken.
Yine de görevliye sormadan edemiyorum.
Bu ıssız sokaklarda tek başıma yürümek güvenli mi?
Burası benim şehrim değil.

Issız sokaklarda tek başıma yürüyeceğimi düşünürken ben..
Tüm yol boyunca bir eşlikçim oluyor.
Bir kez karşılaştığım bir edebiyat sever.
Sade’den asistanım Ece’den telefonumu alıyor.
Ve beni son yazımı tebrik etmek için arıyor.
Edebiyat mı? Ben mi?
Hiç anlamam ki?!
..derken.
Boaz ın yoğunluk bağımlılığında tam da benzer örnekle anlattıkları
sinir sistemimde kendiliğinden işliyor.
Kendimi “Çok teşekkürler ayol.. ” diyerek kıkırdarken buluyorum.
Ayaklarım yerden kesiliyor.

“Nolur bu hafta bitmesin.”
dediğim ‘normal’ bir eğitim gününün sonunda.
“Keyif almak için ızdırabın içinden geçmek zorunda değilsin!”
diyen güzel yüzlü, genç, Avrupa’lı erkek bir hocanın olağandışılığı karşısında..
Hediyelerle dolu gün.
Hediye gibi bir telefon konuşmasıyla ilerliyor.
Boğaz’da balıkçılar balık tutuyor.
Benim İzmir’li popom çok normal olarak donuyor.
Bu soğukta bu yazıyı Boğaz’da bir bankta yazmak zorunda olmadığımı hatırlıyorum.
Normal iyidir.
Sade’ce.
Eve gidebilirsin.

Öyküm.

YENİ İLİŞKİM.

img_7404
İstanbul uçağı.
Son yıllarda ara ara flört ettiğim uzun mesafeli ilişkimin..
İlk resmi buluşması.
Yeni seksi çamaşırlarımı giydim.
İşler alevlenir belki kim bilir?!
Karnımda kelebekler.
Kalbim pırpır.
Çaktırmıyorum.
En cool halimi takındım.
Çok ta umursamıyormuş gibi görünmek..
Ergenlikten beri en büyük silahım.
Dur! Silahımı mı açıkladım?!

Yoga ile on yılı çoktan aştı ilişkim.
Büyük aşk.
İlk flört yılları.
Beraber yaşama denemeleri.
‘Git-gel’ lerden sonra.
24 saat, hafta içi hafta sonu beraber yaşanan yoğun bir evliliğin içindeyim.
5 yaşında da bir çocuk var ortada.
Sade.
Saadetimizin tatlı meyvesi. 😀
Dolayısıyla artık belli rutinleri olan,
bazı sabahlar çok da heyecan barındırmayan
güvenli sakin uzun süreli bir ilişki içindeyim.

Kariyerin güzel tarafı..
Açıkça aynı anda birden çok ilişki yaşayabilmen.
Bilgiyle beslenirken, yeni bilgiye açlığını gizlemek zorunda olmaman.

Uzun süredir beklediğim yolculuğum başlıyor.
Heart Training.
Adı ” KALP” olan bir eğitim.
Daha ne istenir bilemedim.
Önümüzdeki üç sene.
Organic Intelligence öğreneceğim.
Organik zeka!
Ağzımı sulandırıyor, ne yalan söyliyeyim..
Zeka görünce çok pis aşık olurum.
Kendiliğinden, gösterişsiz ve yalın haline..
Kalbimden vurulurum.
Yeni bilgiler..
Öğrenci olmak.
Yepyeni bir konuda.
Derinlere dalmak.
Öğrenebilmek için, tam kapasite ‘orada’ olmak.
Beni çok heyecanlandırıyor.

Günlük hayat içinde işletmeci olarak..
Dört işlem gerektiren hesaplar,
ve çoğunlukla bir iki hamlede çözülen organizasyon problemleri ile uğraşırken..
İçimden çığlık yükseliyor bazen.
“Bundan daha zekiyim beeennn!”
Şimdi göreceğiz zeki miyim değil miyim. 🙂
Amerikalı hocalar çatır çutur nörobiyoloji anlatırken..
‘Zeki değil.’ hissedersem büyük mızıkçılık yaparım..
Baştan söyliyim.

Bu hafta size yazamayabilirim.
İlişki içinde mahremiyete inananlardanım.
Hem hangi derinliklere dalıcam nereden bilirim.
Heyecanlı buluşmam Travma Terapi Eğitimi ile eninde sonunda.
Şu yazıyı çevirsem.
Amerikalı hocaların boş bakışları karşısında fena halde kalakalırım.
En çok bunu biliyorum.
Yabancı dost.
Bizde herşey her an.
Biraz ateşli, biraz acılı..
Bolca heyecanlı hale dönüşebilir.
Anadolu’nun sıcak topraklarının, Akdeniz’in deli sularıyla buluştuğu şehrin kadınıyım.
Sen gel beni yeni aşkla tanıştır.
Gerisini biz aramızda hallederiz.

Yeni döneme.
Bilgiye.
Deneyime.
Heyecanla dalmak üzere.

Sade’ce.
Sevgiyle.

Öyküm.

KALBİ AÇMAK

image

Bir süredir pek yazı yazamıyorum.
Çünkü o kadar çok yazıyorum ki!
Hocalık Eğitimi için.
Kendime yazacak hal kalmıyor.
Yazılar zihnimde akıp gidiyor..

Başladığımda kirazlar çiçek açmıştı.
Sokaklarda çağla badem satılıyordu..
O kadar yani..

Koca Hindistan seyahatimi, yazmayı bırak..
“Buluşalım, bi’ anlat!” diyen arkadaşlarıma bile,
tek cevabım var..
“Şimdi değil!”

Yaz yaz bitmiyordu.
Bu detaycı bünye, beni bunalıma sürüklüyordu..
Taa ki, geçtiğimiz hafta sonu eğitim başlayana kadar.
2-3 sene önce, hocam Zeynep Aksoy
“Hocalık Eğitimi vermelisin!” dediğinde,
uzaylı görmüş gibi sessiz ve şaşkın kalakalmıştım.
Annem aynı şeyi söylediğinde, kala kalmadım tabii..
Günlerce söylendim.
Çocuğu olduğum için, beni ‘gaza getirip, şişiriyor’ diye..
Hocaya söylenemiyorsun tabii..

Zaman geçti.
Karşımda yogaya yeni başlamış insanlar..
Ve ben kendimi, yoganın derinliklerinden
saatlerce bahsetmek isterken buluyorum..
‘Temel’ e dön Öyküm! diyor iç ses.
“Ayak tabanları yere köklensin!”
Rüyalarımda eğitim vermeye başladım sonra..
‘Rüyalarda buluşuruz’ gibi..
.. Ve bir gün artık dedim ki;
“Ben eğitim vericem.
Karşımda kaç kişi olursa olsun.
Bildiğimi anlatıcam.
Kimse gelmezse, zamanı gelmemiştir.
Buluşmam gereken her kimse, hayat beni buluşturur.”

Bunu söylerken, bu kadarını hayal bile etmezdim.
Bu kadar canlı..
Bu kadar akışkan..
Bu kadar güçlü..
Böylesine uyumlu, açık ve sevgi dolu bir başlangıç..
Hayal edememiştim.

Benim hayatımda şöyle oluyor:
Kocaman bir adım için atlıyorum..
“Stüdyo açıcam..”
“Yelken yarışçısı olucam!”
Bi’şey.. Bi’şey..
Başıma geleceklerden habersiz..
Böyle dışardan çok cesur, çok havalı görünen..
Ve sonra başlıyorum korkmaya..
E çünkü adım hala havada.
Belki aylar, belki yıllar alıyor..
Attığım adımın köklenmesi toprağa.
Yani korkmuyor değilim.
Ödüm patlıyor ödüm.
Tırsa tırsa zorluyorum..
Tüm konfor alanlarımı.

Havada uzun süre, öylece belirsizlikle..
Kala kalınca..
Ayağının yere basması.
En büyük mutluluk!
Popo üstü düşmek te var sonuçta.
Ve elbette biliyorum..
Hayatın ne kadar kırılgan,
ne kadar garantisiz..
Ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu..
İlk önce düşmeyi öğretirler..
Düşerken az morarmayı.
Paraşütünü pamuk ipliğine bağlamadan önce kampta..
Düşersen az zarar gör diye.
E öyle.
Mukadderat bi’ yerde!

6 ay önce hiç ilgim yokken..
“Eğitim öncesi bi’ bakmam lazım!” Diye apar topar..
Çekirgeyi de alıp Hindistan’ a gideceğimi..
Kim bilebilirdi.
Hayat dışında.
Kendisine saygım sonsuz..

Neyse ki..
“Nasıl olur?!!!” larım ile;
“Nasıl olur?” um arasındaki dirençlerim çok inatçı değil.
Çoğu hızla eriyor.
Bir çoğu.
Yoksa bu deneyimi kendime yaşatamayacaktım..
Daha kim bilir ne kadar zaman..
#sadehocalar ile buluşamayacaktım.

Yoga o kadar güçlü bir buluşma alanı yaratıyor ki..
Orada tüm kimlikler, kısıtlar erirken; bambaşka bir öğrenme,
paylaşma alanı sunuyor.
Kalbindeki, elindeki, avucundaki her ne varsa..
Açıyorsun.
Vermeye.
Almaya.
Sade’de yaşadığımız o kadar zengin bir alışveriş ki..
Öğlen yemek molası oluyor..
Ne yesek, dolaptakiler yeter mi derken..
Meğer herkes bir şeyler getirmiş.
Olanı paylaşıyoruz.
Her zamanki gibi.
Ve hatta biricik kıymetlim..
Kendi yaptığım kıymetli yoğurdumun dibi..
de ortada..
“O benim ders öncesi yemeğim olacaktı!”
derken..
Gidiyor yoğurt cimriliğim..
Darısı diğer cimriliklerimin başına!

Bugün telefonum halen çalıyor..
“Ben de gelsem eğitime.. Söz çok çalışırım..” diye..
Beni çok duygulandıran özveri hikayeleriyle..
Buluşmamız gerekiyorsa..
Elbette..
Seve seve.

Bu yılımın dileğiydi..
“Kalbimde her ne varsa, cömertçe sonuna kadar sunabileyim”
Dilekler hayata dönüşüyor böylece..

Bu hafta bizim için..
‘Ayak tabanları yere köklendi.’
Ne kadar büyür, ne kadar genişleriz..
Hayat gösterecek.
Olabildiğince.
Elimizden geldiğince.
Beraberce..
Sade’ce.
Kalbini açarak bu deneyimi benimle paylaşan herkese..
Şükranla.

Öyküm