BİLİNMEYENE DAVET.

IMG_8646
Gizem’le birkaç cümle sohbet ettik sabah.
Büyük işlerimiz arasında küçük bi hoşbeş ne iyi geldi.
Arada iş planı da yaptık ya, yapmadan duramazdık.
Durdum düşündüm.
Güzel çocuklarız dedim.
Bitkiyle, çiçekle, böcekle, ağaçla, doğayla, insan doğasıyla uğraşan.
Yeni oyun arkadaşları katıldıkça gözlerinde güller açan.
Güzel niyetleri olan.

Bu yeterli.
Yeterliden fazlası var.
Benim için.

Çocukken büyük adam olacağımdan emindim.
Benim Tarkan’ı tanıdığım gibi, Tarkan’ın da beni tanıması normal olmalıydı.
Dünyayı kurtaracaktım.
İçimde biliyordum.

Sonra baktım.
Büyük adam olmanın ve dünyayı kurtarmanın..
Büyük holdinglerdeki büyük kitleleri ve paraları yönetmekten geçeceğini sandım.
20’li yaşlarımdaki hayallerimin bir kısmını buna harcadım.
Şükür ki harcadım.
Şükür ki sadece bir kısmını.
Bazen ne istediğini anlamak, ne istemediğini yaşamaktan geçiyor.
Gördüm.
Tıpkı yogadaki hiza gibi.
Şartlanmaların sunduğunu iyi bileceksin ki..
Özgür, kendiliğinden ve organik seçimlerini keşfedebil.

30’larda küçüldüm.
‘Yogacı’ oldum.
Ne kadar büyüyeceğimden bi’ haber.
Uğraştım durdum.

Öğrenciler ve yogacı arkadaşlarım bana her gün sordu.
Dersler kaç kişi, eğitim kaç kişi oldu..
Günlük mesaimin bir kısmı bu soruların yanıtlarını öngörme ve yükseltme gayretiyle geçer.
İstatistik okudum. Matematiğin de en yükseğini.
Yine de bilemiyorum.
Hayatın doğası öngörülerle dalga geçer.
Onu biliyorum.
Eğitim kaç kişi olur.
Derse kaç kişi gelir.
Yeni bir hocanın motivasyonu ne kadar sürer.
Ne kadar zamanda senin derslerin dolar..
Tüm bu çabalarımız neye evrilir..
Bilemiyorum.

Sade’nin Yogacıları, her ay düzenlenen programlar ve benim çalışmalarım derken..
Sayıca oldukça çok sayıda kişinin emeklerinin karşılığını bulması için emek veriyorum.
Öğrenciler derslerde veya eğitimlerde az kişi olunca ‘özel ilgi’ alacaklar diye sevinir.
Bir dersin gerçekleşmesi için kaç kişinin ne özel bir ilgi harcadığını göremez.
Neyse ki sayılarla aram iyi.
Yıllarca onları çözünce herşeyi bileceğime emin bir halde,
kompleks problemlere çalışıp çözdükten sonra.
Şimdi hayatın içindeki sayıların daha kompleks olduğunu
ve pek birşey bilmediğimi görüyorum.
Bazı sayıları düşürüp bazılarını yükseltmek için çalışırken..
İnsan doğasının en karmaşık matematikten bile daha belirsiz yapısı ile ilgili merakım, ilgim ve öğrenme arzumu gerçekleştirmek için..
Günlük mesaimi işletmeci olmaya feda etmem gerekiyor.
Ki mesai bitince okuyup öğrenmeye ve öğretmeye alanım olsun.

Yarını bilmek istiyorsun biliyorum. Oysa seni ben en çok.
Bilinmeyene davet etmek istiyorum.
Geleceği bilme, bilmesen de kontrol etme arzunu bıraktıkça.
Şu anın nektarı tatlanacak.
Kendini bildikçe.
O’nu bilme olasılığın artacak.
Bilinmeyenle barıştıkça..
Neşen, coşkun, keyfin katlanacak.

Peki tüm bu çabalarımız ne olacak?
Tüm kalbimle.
Bilmiyorum.

Belki bir gün.
Çok çalışıp az uyuduğum bir günde uyandığım sürpriz bir mesaj.
“Çok teşekkür ederim. Aşkla yapıyor olduğum şeyi yapmama vesile oldunuz.”
Bana neden çabaladığımı hatırlatacak.
Günün sonunda yorgunluktan konuşacak kelimeleri karıştırırken..
“Her derste neye ihtiyacım varsa o karşıma çıkıyor.” u duymak eve gidecek son gücü bulmama vesile olacak.
Kim bilir..

Ben bilmiyorum.
Bilmemek güzel boşver.
Biz en mütevazi halimizle gayret gösterelim.
Elimizden geleni yapalım.
Hayat neye evrilir.
Bırakalım hayat düşünsün.

Yolda olmak en güzeli.
Elele göz göze omuz omuza.

Daha bilge halimle..
En az bilgili zamanımdaki genişliğe, hafifliğe ve özgürlüğe evrilmek niyetim.
Çocuksu ve kaşif halimdeki hayallerime heyecanlanırken..
Kendimin özde ve sade haline dönüşmek olsun kısmetim.
Amin. ❤️

Sevgiyle.

Öyküm.

Fotoğraf Sevgili Filiz Telek.

Reklamlar

DÖNÜŞÜME VAR MISIN?.

IMG_1546

Sade Yoga’nın Temelleri Organic Intelligence ile buluşuyor!
Fitness, sörf, pilates, yelken, paraşüt, tenis, yürüyüş, dans..
Hareketin çok farklı hallerini hep merak ettim.
Ve yoga.
15 yıldır deneyim ettiğim..
Yaşamda her yönüyle etkisini hissettiğim..
Yoga.
Gördüğüm.
Bildiğim.
En etkileyici hareket sistemi.
İçinde terapiyi de barındıran.

Hareket etmeyi merak ettiğim kadar.
Durmayı da keşfetmek istedim.
Durmayı.
Bakmayı.
Görmeyi.
Hissetmeyi.
Akmayı.
Yaşamı.
İnsan olmayı.
Her haliyle.

Farklı meditasyonlar uyguladım.
Terapi yöntemlerini inceledim.
Garip bir gençtim.
Bara pavyona pek İlgi duymadım.
Meraklarımın peşinden gittim.
Bazen tek başına olma pahasına.
Durdum.
Hayatı dinledim.
Bazen çok zordu.
Bazen zevkli.

Yıllarca ve yollarca, kendimin peşinden merakla gittikten sonra.
Bir gün.
Bir terapi sistemi bana.
“İyi hissetmek iyidir.” dedi.
Organic Intelligence.
İlk görüşte aşık oldum.
Yoga gibi.
Yıllarca peşinden gittiğim ekmek kırıntılarım.
Beni manzarası güzel bir yere getirdi.
Gel.
Şöyle bir etrafına bak.
Güzel bir soluklan.
Yol sonsuz.
Devam eder.

Birikimimle.
Zevkle sunduğum.
Sade Yoga’nın Temelleri Yoga Uzmanlık Programı’mı
Organic Intelligence bakış açısıyla.
Organic Yoga adı altında sunacağımı duyurmaktan.
Mutluluk ve heyecan duyuyorum.

Mutluluk ve heyecanla üretmeye.
Şükürler olsun!

Ocak 2018’de!
Buluşuyoruz.
Dönüşüme var mısın?

Pruvamız neta.
Rüzgarımız kolayına olsun.

Sevgi ve dostlukla.

Öyküm.

YARGILAR OLMASA.

IMG_1154

Bu gece en tatlı uykunda.
Bir peri gelse yamacına.
Sihirimle dese sana.
Yargıları uçurucam sabaha.

Nasıl bir sabaha uyanırdın?
Kendine sorsana.

Sıradan gibi görünen bu sabaha.
En sevdiğin kırmızı elbiseni.
Giyerek başlasan mesela?
O fırından gevrek alıp..
Çatır çutur yesen sonra.
Üstelik bugün pazar olmasa da.
O sevdiğin şarkıyı.
Biraz yüksek sesle açsan.
Paylaşsan.
İster otobüsteki, ister ofisteki komşunla.
Kim bilir..
Belki kaşları yumuşar.
O melodileri duyunca.

Hatırlasan işe varınca.
Herkes insan aslında.
Onlar ast üst diye ayırsa da.
Ne fark eder sonuçta.
Şıngır mıngır çalışarak.
Beraber üretsek eninde sonunda.

Hiç bir yargı kalmasa..
Diyorum dostum sana.
Ne derler diye korkmasan yani aslında..
Amacın ne olurdu şu hayatta?
Kendini hep geride tuttuğun..
Neye adımını atardın şu anda?
Hangi hayaline dalardın?
Bir anda hesapsızca..

“Sana yakışır mı?!”
Diyen tüm teyzeleri sustursam ben sana.
Hangi aşka açardın kollarını?
Sonuna kadar hem de.
Onu söyle bana.
Nasıl haykırırdın ona?
Aşkını doya doya..

Pekiii.. Hayal et şimdi.
Tek başına.
Ne çılgınlık yapmak isterdin?
Söz! Aramızda.

En güzeli en sona.
En tatlı.
En hafif.
En özgür.
En geniş halinle şu anda.
Sevgini.
Şefkatini.
Nasıl sunardın sana?
Şimdi.
Burada.
Seni sevmek.
Senin için.
Her nasılsa.

Sade’ce.
Şükranla.

Öyküm.

 

 

 

ONA KÜÇÜK SÜRPRİZLER YAPIN.

IMG_1268

Hayat gerçekten sürprizlerle dolu.
Genelde, sevgilinin çiçek almasından daha şaşırtıcı ve yoğun.
Küçük ya da büyük.
Ama kesin sürprizli.

Facebook un her gün önüme sunduğu anılar.
Beni hep şaşırtıyorlar.
İki sene önce.
İlk kez dinleyici olarak gittiğim Pecha Kucha İzmir’de.
Geçen sene bu zamanlar.
Konuşma yaparken çekilmiş bir fotoğraf.
İzleyiciler.
Beni seven yakınlarımın.
Yüz ifadelerini yakalamış fotoğrafçı.
Aralarında bir yakışıklı.
Usulca gelmiş beni dinlemeye.
Henüz tanışıklığımız.
‘Merhaba’ demekten geçememiş öteye.
Karşılaşıyoruz.
Ve kaçıyorum.
Herhangi bir ilişkide.
Merhaba’dan sonraki aşamaya ehlileşmem.
Ne sabır, ne zaman, ne şefkat, ne oyun gerektiriyor.
Tahmin bile edemezsin.
Al sana.
Günün ikinci sürprizi.
Sonunda ehlileşecek miyim?
O da ayrı sürpriz.

Derken.
Bugün o yakışıklıyla beraber uyanıyoruz.
Ya da dürüstçesi, onu uyandırıyorum.
Sabahın 6’sında.
Kafam düşüncelerle dolu.
Kurtçuk gibi kımıl kımıl.
Dönüp dururken.
Uyanmak zorunda kalıyor.
Kafam doluyken.
Başka şey yapamıyorum.
Huyum.
Uyanmak dahil.
Annem dün, “Öpeyim de gideyim.” demiş.
“Sevgilim kafası doluyken öptürmez.” dedi.
Onun sesiyle düşüncelerden uyandım.
Sen beni nasıl bu kadar tanıdın?
Bu da dünün sürprizi.

İlişkilerdeki sürpriz anları.
Fotoğraf karelerinden farksız benim için.
Bir anlık boşluk.
Durma anı.
Ve yüzde bir ifade.
Bu durma anını sinir sistemi açısından anlatmak isterim.
Ama şimdi değil.
Gelin yüz yüze anlatayım.
Çünkü biz insanlar.
Yüz yüze olunca.
Mimiklerimizle.
Farkında bile olmadan.
Mikro düzeyde taklitlerle.
Empati geliştiriyoruz.
Karşındakinin mimiğini yüzünde ifade olarak deneyim etmen.
Onun nasıl hissettiğini anlamanı sağlıyor.
O yüzden.
İletişimin zorlaştığı günümüzde, bir de yapılan botokslar.
İlişki kurmayı zorlaştırıyor.
İlişki kuramadıkça insan, kendini sevmeyi bilemiyor.
Ve düzeltilmesi gerektiği algısıyla bu kısır döngü devam ediyor.

Yüz yüze kalakaldığın sürpriz anları.
Sadece neşeli.
Değil elbette.
Öyle zorlanma anları var ki bence ilişkide.
Kakasını yapmaya çalışan.
Bebeğin yüz ifadesi gibi.
Birbirimize bakakalıyoruz bazen.
Kaka yaparken pek göz göze gelmediğimizden.
Karşılıklı bu yansıma anı.
Ziyadesiyle garip oluyor.
Ama sana garanti veririm.
Bu durumu herkes yaşıyor.
İlişkinin sürdürülebilirliği.
O garip andan sonra.
Neler olacağına bağlı oluyor.
Ki bence en iyisi.
Bi mola vermek gibi geliyor.
Mümkünse beraber.
Mesela çiğdem yemek. 🙂
Ya da bi çay demlemek.

İnsan olarak sistemimizin.
“Güvende değilim! Eyvah tehlike var!!!” mesajı aldıktan sonra.
Güvenli sularda hissettirecek bir şeylere ihtiyacı var.
Seni o sırada güvende hissettirecek.
Her ne ise.
Tekrar sığ limana girdikten sonra.
Paylaş duygularını.
İfade et kendini.
Dinle onu.
Onun için orada mevcut ol.
Ve kendin için.
Hissettiklerin.
Değiştirilmesi gereken arızalar değiller.
Onlar da tam da ‘Sen’ler..
Öyle hissetmene izin ver.
Öyle hissetmesine alan ver.
Yeterince hissedince.
Büyük ihtimalle geçecek.
Belki de geçmez.
Boş ver.
Hayat geçiyor.
Ve belki de kakasını yapmaya zorlanan bebeğin ifadesi.
Yüzünden gelip geçer.
Pırtlatmış bir bebek gibi.
Rahatlamış ve gevşemiş ‘Sen’ e dönüşürken.
Sevgin ve şefkatin.
İlişkiye evrilir.
Kendinle.
Onunla.
Yine de sen.
Sevgilinin yanında.
Pek pırtlatma.

🎈Fotoğraf ta size sürpriz olsun.
Seksi poz vermeye çalışırkenki yüz ifadem.

Öyküm.

 

 

 

MENEKŞE.

IMG_9996

Sade’nin menekşeleri çiçek açtı.
Şimdiye kadar hiç açmamışlardı.
Her sabah, günaydınlaşırken..
Beni binbir düşünce alırdı.

Acaba yerini mi sevmiyor?
Seven nasıl seviyor?
Çok mutsuz da görünmüyor?!

Çocuklar üzülmesin diye.
Belli etmedim pek.
Ya da ben öyle sandım.
Çiçek açmasanız da.
Seviyorum sizi canlarım.
Yapraklarınız da pek güzel.

Arada dayanamadım sordum.
Neşelerini göstermek için.
Çiçeklenseler.
Güzel olmaz mı diye..
Ses vermediler yine.

Kendime sordum.
Dallarından çoğaltırken mi yanıldım.
Yoksa yeterince besleyemedim mi derken.
Vitaminler aldım.
Topraklarını ilaçlamaya kıyamadım.

Yıllarca mühendis olarak yetiştirildim.
Problem görünce çözmeye.
Hayatı optimize etmeye.
Ondandır herhalde merakım.

Yine de zamanla alıştım.
Çiçeksiz bir menekşenin de.
Canlı ve neşeli.
Mutlu bir çocuk olabileceğine.
Güzel yeşil yapraklarını sevdim.
Mor olmasalar bile.

Şimdi menekşeler çiçek açtı.
Mor ve cilveli.
En çelimsizi de.
Kendince çiçekleriyle.
Mutlu çocuklardı bence.

Sade’ce hatırladım.
Herşeyin.
Bir şimdisi vardı.
O ‘şimdi’ nin ne zaman geleceği.
Hiç belli olmazdı.

Durdum.
Düşündüm.
O aklındaki konu var ya.
Zamanı gelince o da çiçek açacak.
Açmazsa da.
Seversin yine.
Güzel yeşil yapraklarını.
Açsın diye beklerken.
Kaçırma şuanki canlılığını.

Kim diyebilir ki.
Çiçek açmamış bir menekşe.
Daha mutsuz diye.
Herkesin mor çiçek açması..
Çok garip olmaz mı sence?

Önümüz bayram.
Yeşil yapraklarımızı serip.
Otururuz seninle güzelce.
Mutluluk tam da böyle birşeydir belki de. 🍃

Öyküm.

 

KURTULUŞ.

img_7381

Huzurla, kuytumda geçirilmiş bir günün ardında.
Güne savaş görüntüleriyle uyanmak.
Rüya değil.
Filmlerden izler değil.
Uykudan uyanmaya geçişte.
Bilince ilk düşenler.
Kendi olduğum kişi olarak.
Olabilecekleri yaşarcasına.
Hissederek uyanmak.
Şüphesiz ki.
Güne en iyi uyanma yolu değil.
Ki genellikle.
Bilincin geçişi sırasında farkında olarak,
o gün yapacaklarımı düşünüp kendimi coşturmaya,
günün getireceklerini en iyi haliyle hayal etmeye alışkın bir bünye için.
Gerçekten güzel değil.

Ve çok çarpıcı gösteriyor.
Bilinçaltımın ne hallerde olduğunu.
Günlük gerçeğim refah içinde olsa da.
Hayatı kaynamaya yüz tutan bir volkanın sıcak toprağı üzerinde
sürdürmeye çalışır gibi.
Yaşıyoruz belli ki.
Sıcak henüz direk temas edip yakmamışsa da belki.
Toprağımız fokur fokur kaynıyor.
Üzerinde evde hissettiğimiz toprağımız.
Diğeri diye ayırdığımızın yıllardır çektiği güvensizliği ,
şimdi ayaklarımızın altında hissediyoruz.

Bu kadar ısınmışken..
Patlamadan soğuyacağına inancım.
Gitgide zayıflıyor.
Uyanırken gördüklerimin, var olan korku senaryom olduğunu fark ediyorum.
Sezgi veya öngörü olması ihtimali.
Ödümü koparıyor.
Umarım öyle yeteneklerim yoktur.
Şimdi hiç sırası değil!
Belki ruhumun eski yaşamlardan bir anısı.
Veya okuduklarımın zihnime yansıması.

Her ne ise.
Bedenimde hissediyorum.
Karnımda yumru gibi.
Boğazımda alev alev.

Erkekler bayılır yogacı kız arkadaş fikrine.
Ve baş etmekte zorlanırlar genellikle.
Sükunetle yanında varlık göstermek.
Biliyorum.
Çok kolay değil.
Eşlik etmek.
Bu kadar ‘hisseden’ birine.
Ne dilediğine dikkat et.
Ve derler ki.
Uykudan uyanıklığına geçişte..
Bilincinin frekansı, gerçekliğini yaratma gücüne sahiptir.
O yüzden dileğini, bu geçiş frekansındayken hayal et.
Usta yogiler uykularını dahi bilinçli kontrol etmeyi pratik ederler.
Günümü en güzel haliyle hayal etme saniyelerim.
Korkularımın sahnesine dönüştü bu sabah.
Bedenimin hissettiklerimi sindirmesini izledim.
Az da olsa zaman tanıyarak.

Haftaya Organic Intelligence Travma Terapi Eğitimi’ne başlıyorum.
Dünya çapında bu eğitimin gerçekleşmek için bu toprakları seçmesinin,
tesadüf olmadığını biliyorum.
Dönüşüm bu topraklarda gerçekleşecek.

Beyaz atlı prensin bizi kurtarması hakkımızı bu yüzyılda kullandık.
En yakışıklı, en vizyoneriyle üstelik.
İçinde olduğumuz kurtuluş savaşı.
Bireysel tercihlerimizi değiştirerek dönüşmemizi gerektiriyor.
Tam olarak ne yapmam gerektiğini ben de bazen bilemiyorum.
Ama biliyorum ki..
Her seferinde sevgiyi seçerek.
Her seferinde beraberliği tercih ederek.
Birbirimize şifa olup, temas ederek.
Umuyorum..
Travma Terapi donanımımı..
Toprağımın refah içinde yaşayan insanlarının,
refahını biraz daha arttırmak için kullanırım.
Zaten varolan travmalarımıza yenilerinin eklenmemesi için..
Dua ediyorum.

Saniyeler içinde zihnimde akan korkularım..
Dakikalarca bedenimde dönüşen hislerim.
İşe gelirken radyoda çalan şarkıyla şifa buluyor.
Stevie Wonder’ ın çok yakın arkadaşım olduğuna emin olduğum..
Çocukluk yıllarımdan bir şarkıyla huzurum geri geliyor.
Evet o zaman da biliyordum.
Benden yaşça büyük bir arkadaşım olduğunu.
Ama seviyordum.
Ve kalbimde yeri vardı.
Beraber hissetmek bundan ibaret değil mi zaten.

O zaman beraberliğe!
Birbirimize kalbimizde yer vermeye.
Sade’ce.
Sevgiyle.
Dünyayı güzellik kurtaracak.

Öyküm.

 

BOŞLUK

image

Telefonsuz bir tatile ihtiyacım var demiştim.
Planlı bir boşluk.
Boşluğun planlanacağını düşünmek.
Boşluğa ne büyük saygısızlık!
Denizin ortasında.
Ya da dağın başında olur sanmıştım.
Stüdyonun ortasında..
Boşlukta kalakalacağımı..
Hiç bilemedim.
Bir Çarşamba gününün orta yerinde.
Oysa bugün o kadar dolu olacaktı ki.
Harika işler başaracak.
Önemli görüşmeler yapacaktım.
Sonra da çok eğlenecektim hatta.
Beklentimin hatları netleştikçe.
Izdırabın büyüdüğünü evet biliyorum.
Ama uslanmaz zihnim..
Halen.
Hayatın ancak, kendi çizdiği hatlarda
‘İyi gidiyor!’ olacağı konusunda inatçı.
Tıpkı belli davranışların seviliyor hissettireceği..
Belli sınırların güven vereceği.
Herşeyin belli olabileceği.
Belli belirsiz olanın, bünyeyi alt üst edeceği konusunda..
Net bir fikri olduğu gibi.
Bugün büyük adımlar atıp.
Büyük eylemler yapacaktım.
Sade’ye inanan ben.
Şimdi boşlukta asılı kaldım.
Ne ayaklarımı yere sağlam basacak kadar güvenli.
Ne de yükselip havalanacak kadar coşkulu hissediyorum.
İçim taşacak kadar dolu.
Kabuğum ince ve kırılgan.
Bugün bunu beklemiyordum işte.
Heyecanlı beklentilerin orta yerinde.

Meditasyon.
Birkaç telefon.
Acaba hangi eğitime gitsem.
Güneşin batışını mı izlesem.
Derken.
Kucağımdaki boşluğu küçük bir köpek yavrusu doldurdu.
Gözleri henüz açılmamış.
Tek istediği beslenmek.
Telaşlı bir arayış içinde.
Kapalı gözlerle.
O alma telaşında.
Ben ne sunacağımı bilemez halde.
Birbirimize alıştık.
Ona, farklı cinslerde olduğumuzu..
Buna rağmen istersek birbirimizi besleyebileceğimizi anlattım.
Birbirimize alışma telaşımız geçince.
Kucağımda uykuya daldı.
Bedenimin sıcaklığı, kalp atışlarıyla birbirine karışırken..
Boşluğumuzun güveni içinde.
Beraber huzura daldık.
Komşular top oynarken.
Sevgililer yanımızdan elele geçerken.
Bir tek yavru kedi.
Fark etti bizi.
Bir kolumda yavru kedi,
diğerinde köpeği besleyecek kadar..
Anaç biri olduğumdan şüphe duydu zihnim.
İlişkimizin baş başa kalmasını tercih ettim.
Şimdilik.
Gözleri açılmamış küçük yavru köpek.
Ve gözleri açılmamış ben.
Bir yaz akşamüstü.
Sade’ce boşluğun ortasında.
Birbirimizden beslenmenin tadını çıkardık.

Öyküm.