ONA KÜÇÜK SÜRPRİZLER YAPIN.

IMG_1268

Hayat gerçekten sürprizlerle dolu.
Genelde, sevgilinin çiçek almasından daha şaşırtıcı ve yoğun.
Küçük ya da büyük.
Ama kesin sürprizli.

Facebook un her gün önüme sunduğu anılar.
Beni hep şaşırtıyorlar.
İki sene önce.
İlk kez dinleyici olarak gittiğim Pecha Kucha İzmir’de.
Geçen sene bu zamanlar.
Konuşma yaparken çekilmiş bir fotoğraf.
İzleyiciler.
Beni seven yakınlarımın.
Yüz ifadelerini yakalamış fotoğrafçı.
Aralarında bir yakışıklı.
Usulca gelmiş beni dinlemeye.
Henüz tanışıklığımız.
‘Merhaba’ demekten geçememiş öteye.
Karşılaşıyoruz.
Ve kaçıyorum.
Herhangi bir ilişkide.
Merhaba’dan sonraki aşamaya ehlileşmem.
Ne sabır, ne zaman, ne şefkat, ne oyun gerektiriyor.
Tahmin bile edemezsin.
Al sana.
Günün ikinci sürprizi.
Sonunda ehlileşecek miyim?
O da ayrı sürpriz.

Derken.
Bugün o yakışıklıyla beraber uyanıyoruz.
Ya da dürüstçesi, onu uyandırıyorum.
Sabahın 6’sında.
Kafam düşüncelerle dolu.
Kurtçuk gibi kımıl kımıl.
Dönüp dururken.
Uyanmak zorunda kalıyor.
Kafam doluyken.
Başka şey yapamıyorum.
Huyum.
Uyanmak dahil.
Annem dün, “Öpeyim de gideyim.” demiş.
“Sevgilim kafası doluyken öptürmez.” dedi.
Onun sesiyle düşüncelerden uyandım.
Sen beni nasıl bu kadar tanıdın?
Bu da dünün sürprizi.

İlişkilerdeki sürpriz anları.
Fotoğraf karelerinden farksız benim için.
Bir anlık boşluk.
Durma anı.
Ve yüzde bir ifade.
Bu durma anını sinir sistemi açısından anlatmak isterim.
Ama şimdi değil.
Gelin yüz yüze anlatayım.
Çünkü biz insanlar.
Yüz yüze olunca.
Mimiklerimizle.
Farkında bile olmadan.
Mikro düzeyde taklitlerle.
Empati geliştiriyoruz.
Karşındakinin mimiğini yüzünde ifade olarak deneyim etmen.
Onun nasıl hissettiğini anlamanı sağlıyor.
O yüzden.
İletişimin zorlaştığı günümüzde, bir de yapılan botokslar.
İlişki kurmayı zorlaştırıyor.
İlişki kuramadıkça insan, kendini sevmeyi bilemiyor.
Ve düzeltilmesi gerektiği algısıyla bu kısır döngü devam ediyor.

Yüz yüze kalakaldığın sürpriz anları.
Sadece neşeli.
Değil elbette.
Öyle zorlanma anları var ki bence ilişkide.
Kakasını yapmaya çalışan.
Bebeğin yüz ifadesi gibi.
Birbirimize bakakalıyoruz bazen.
Kaka yaparken pek göz göze gelmediğimizden.
Karşılıklı bu yansıma anı.
Ziyadesiyle garip oluyor.
Ama sana garanti veririm.
Bu durumu herkes yaşıyor.
İlişkinin sürdürülebilirliği.
O garip andan sonra.
Neler olacağına bağlı oluyor.
Ki bence en iyisi.
Bi mola vermek gibi geliyor.
Mümkünse beraber.
Mesela çiğdem yemek. 🙂
Ya da bi çay demlemek.

İnsan olarak sistemimizin.
“Güvende değilim! Eyvah tehlike var!!!” mesajı aldıktan sonra.
Güvenli sularda hissettirecek bir şeylere ihtiyacı var.
Seni o sırada güvende hissettirecek.
Her ne ise.
Tekrar sığ limana girdikten sonra.
Paylaş duygularını.
İfade et kendini.
Dinle onu.
Onun için orada mevcut ol.
Ve kendin için.
Hissettiklerin.
Değiştirilmesi gereken arızalar değiller.
Onlar da tam da ‘Sen’ler..
Öyle hissetmene izin ver.
Öyle hissetmesine alan ver.
Yeterince hissedince.
Büyük ihtimalle geçecek.
Belki de geçmez.
Boş ver.
Hayat geçiyor.
Ve belki de kakasını yapmaya zorlanan bebeğin ifadesi.
Yüzünden gelip geçer.
Pırtlatmış bir bebek gibi.
Rahatlamış ve gevşemiş ‘Sen’ e dönüşürken.
Sevgin ve şefkatin.
İlişkiye evrilir.
Kendinle.
Onunla.
Yine de sen.
Sevgilinin yanında.
Pek pırtlatma.

🎈Fotoğraf ta size sürpriz olsun.
Seksi poz vermeye çalışırkenki yüz ifadem.

Öyküm.

 

 

 

ASİ KIZLARA.

IMG_0254

‘Asi kızlara uykudan önce hikayeler’ diye bir kitap okuyorum.
Çocuklara ve gençlere ilham olsun diye yazılmış.
Tarihten bu yana, etki yaratan gerçek kadınların gerçek hikayelerinden bahsediyor.
Ben ne asilik yaptım, daha ne yapsam, ne etki yaratsam diye motive oluyor tabi insan..
Ben oluyorum.

21 yıl önce.
Şu keşkül gibi masum yüzle.
Uçaktan atlamıştım.
Tandem değil, tek başına.
Takla atma fobim vardı.
Gittim uçaktan atladım.
İnsanlığa bir etki yarattığımı sanmıyorum.
Dolaylı olarak belki..
Neler yapamadığımın farkındaydım.
Yapamayarak ta bırakmadım.
Her gece evde takla çalışılıyordu.
Matematik çalışılır ya.
Benim matematiğim kendiliğinden çok iyiydi.
Takla atmam gerekiyordu.
Ve ben çok yüksek bir korku yaşıyordum.
Hala duygusunu hatırlıyorum.
Şimdi biliyorum ki, bedenimin hassasiyete karşı koruma mekanizması.
Ve zorunlu tutulmak gerçekten çok büyük şiddet.
‘Beden’den geçeyim diye dönem ödevi aldım.
Babamın fikir vermesiyle Spor Bakanlığını falan dahil ederek müthiş bir ödev hazırladım.

Yapamadıklarımla ilgili çalışıyordum da..
Esas mesele, başka yapabileceklerimle ilgili çok hayal kuruyordum.
Aynı yıl ‘paraşütçü kız’ oldum.
Anneme babama da helal olsun.
Arkadaşlarım alsancağa izin alamıyorlardı. Asiliği de içki sigara sanıyorlardı.

O yaz Canım Ozge ile atladık durduk. 😊
Önce yerde sonra havada.
Birbirimize çok tatlı eşlikçiler olduk.

Çocuğum olunca söyleyeceğim ona.
Yapmakta zorlandığın şeyler olacak.
Ve belki bir gün senin için kolaylaşacak.
Aynı anda senin için çok doğal çok kendiliğinden gelen yeteneklerin olacak.
Zorlandıklarının farkında olarak, sana kendiliğinden gelen ne varsa ona odaklan.
Zorlandıkların da sana başka hediyeler, yeni yetenekler sunacak.
Doğal gelenin tadını çıkarmayı unutmadan.
Tıpkı bedendeki hisler gibi.
Beden çok büyük bir bilgelik sunuyor.
Aynı anda zor hisler var, ve keyif veren hisler.
Hepsi aynı anda.
Hepsi doğal.

Zorlanmak kadar kendiliğinden akması da var hayatta.
Ben bugünlerde, bir ilişkinin kolay akmasının güzelliği içinde yaşıyorum.
Üç gün flört etmenin karın ağrısına dönüşebildiği şu zalim günümüzde.
Sevgiyle ve kolaylıkla akıp giden ilişkiler de var.
Yapabileceğini yaptıysan zorlamaya gerek yok.
Olacak olan zaten kendiliğinden akacak.
Yeteneklerin gibi.
Sevme yeteneğini arttıracak.
Ve zorlanacağın günler gelecek.
Boşver o zaman düşünürsün. 😉

Öyküm.

 

FIRTINA.

 

IMG_9188
Her mevsim.
Herhangi bir anda.
Dalgaların kabarıp, fırtınanın kopabileceğini bilecek kadar uzun zamandır Ege’liyim..
Dalgalarla kavga edemeyeceğini bilecek kadar deneyimli bir denizciyim.
Denizin dayağını yedim.
Disiplininden geçtim.
Gerektiği kadar.
Karşı koyamayacağımı kabul edecek kadar.
Dayılandım.
Korktum.
Yeniden denedim.
Egomun direttiği;
Bilgeliğimin beni teslim edebildiği kadar.
Dalgalandım.
Ve duruldum.

Yeniden ne zaman dalgalanırım.
Dayılanırım.
Kavga ederim.
Küserim.
Bilemem.
Hayata.

Bilirim ki.
Her fırtına.
Durulur.
Yeterince dalgalandıktan sonra.
Ve sana izin verir.
Limanda gücünü toplamaya.
Ne kadar süre?
Hadi bir sorsana..

Hangi deniz daha dalgalıdır.
Hangi mizaç daha deli.
Kim bilir?

Ben bilemem.
Kendimi bilirim.
Belki bir gün.
Bir de gün batımına doyamadığımı.
Hayat ta bilir ya.
Beni kuytumdan çıkarır illa ki.
Gel başka yerde bak güne diye.
Ne lükse bakarım ben, ne gösterişe.
Belki bir gün doyarım.
Gökyüzündeki bu cımbışa.
Ananem der cımbış.
Cümbüşün ananemcesi.

Dilerim ki.
Hayatımızın cımbışına.
Kana kana.
Yeterince gün batırdıktan.
Aşkla dolup.
Aşkla yaşadıktan.
Doyduktan sonra veda edelim.
Doyulur mu bilmem ya.

Sade’ce teşekkür ederim.
Hayata.
Yüzlerce insanın olduğu bir otelde.
Dünyanın dört bir yanından insan.
Karnını doyurma telaşındayken.
Ensemden tutup.
Beni bu şöleni izlemeye sürüklediği, beni her an doyurduğu için.
Çımbışın büyüğü burada.
Kana kana.
Yine aşık oldum.
Doyamadım.
Şükür.
Aşk’a!
❤️
Öyküm.

HAFİF.

IMG_9379

Ne zaman Kaz Dağları’na gelsem..
Ya da ufak bir yelken tatiline.
Tenime dokunan ve beni sıkan ne varsa kurtulma arzum yükselir.
Seyahat çantası beş tişörtle gelip..
Aynı tişörtlerle döner.
Kullanılmamış olarak.
Şehirde elzem sandığım ne varsa.
Doğada önemini yitirir.
Taşıdığım fazlalıkların hepsinin,
yaşam alanımı daraltan yükler olduğunu fark ederim.
İlk bir kaç saat içinde.
Şehirde hayati önem taşıyan ne varsa..
Organik şampuanım..
Ve yoga taytım.
Biblo gibi boş ve anlamsız kalıverir.
Bir anda.
Hatırlarım.
Buradayken.
Tenime hiç birşeyin dokunmasını istemediğimi.
Nehrin suyu dışında.
Bir de sevgilim.
Benimle olursa.

Şanslıyım ki yoga taytım.
Benim iş kıyafetim.
İş günüm matın üzerinde ve çıplak ayakla geçse de.
Hücrelerimi sıkıştıran, daraltan, sınırlandırandan özgürleşmeye,
ne çok ihtiyaç duyduğumu..
Üzerimden sıyırınca fark ediyorum.
Oldukça yoğun bir iş hayatının ortasında.
Ruhuma günü, saati, yılı nakış gibi işlenmiş planlarım arasında
alan bulmaya çabalarken..
Yogacı popomu ‘small’ beden taytlara sığdırmaya çalışıyorum.
İşime. BAYILIYORUM.
Popom da hiç fena sayılmaz.
Ayrı mesele.
Ve apaçık ortada ki..
Ruhumun da.
Popomun da genişleyip nefes alacağı boşluk alanlarına,
hayati derecede ihtiyacı var.

Belki de.
Memelerin; ‘olması gerektiği gibi’ yüksek ve şişik gösteren yorucu
sütyenlerden özgürleşmesi kadar kolaydır.
Yüksek, sentetik ve şişik şehirli kimliklerimizi atıvermek.
Memeleri ve popoları boşlukta geniş geniş sallanmaya bırakıversek.
Ve onlara biz de yeterince aylaklık ederek eşlik etsek..
Ruhumuzun özgürlüğüne de yeniden kavuşuruz.
Neşeli, özgür ve hafif.

Şu an Instagram’da hangi filtre kırışıklıklarımı kapatır diye bir derdim yok.
Zira burada internet yok.
Nehir sesi var.
Bir de pişi ve tahin pekmezle doldurduğum göbeğim.
Avokadodan çok bıktım.
Söylemeliyim.
Defterimi göbeğime dayadım, yazımı yazıyorum.

Hayatımda çok sevdiğim insanların varlığını hissediyorum.
Onlar da beni seviyor üstelik.
Göbeğimin ve kırışıklıklarımın her hali ile.
Anlattıklarımı can kulağıyla dinleyen öğrencilerim var ayrıca.
Popom small tayta sığmasa da.
Yeni cümleler kurmak için.
Can atar yüreğim.
Bir de.
Çok güzel sevgilim.

Boşluğa ihtiyacın var.
Varlığı hissetmen için.
Sade’ce.
Alan yarat.
Kendi boşluğuna.
Ne kadar var olduğuna.
Sen de.
Hayret edeceksin.
Bakma sen.
Ruhumuzun süsü yerinde.

Aşk ile.
Öyküm.

Fotoğraf Suat Vergili.

GÜZELE BAKMAK SEVAPTIR.

IMG_8673

Tatlı bir bahar gününden notlar..

Yaşadığım yarım adanın her bir köşesine hayranım.
Bu toprakla, bu denizle başka bir ilişkim var.
Yuvam bu şehir.
Ve bu şehrin en güzel yanı.
Elbette kaçamakları.
Yarım saat içinde ister dağa çık, ister denize dal.
Canın ne çekerse.

Artık şehir oldukça kalabalık.
Kaçamak ta toplu halde oluyor.
Gizli saklı bir hali kalmıyor.
Her pazar.
Toplu halde Urla’ya, toplu halde Çeşme’ye, toplu halde Sığacık’a kaçılıyor.
Kaçılsın tabi.
O kalabalıktan benim kaçasım geliyor; o da ayrı mesele ya.
Her neyse.

Artık kaçamaklar da, Pazar Günleri de eskisi gibi değil.
Aynı şortla yazı geçirdiğimiz Çeşme’ye; artık makyajsız gidilemiyor.
Urla’nın güzelim ormanları, rüzgar enerjisi yaratıklarından geçilmiyor.
Güzelim bir bahar Pazar’ında.
Kalabalığa mı taksan kafayı. Rüzgar yaratıklarına mı.
Güzelim koyları kaplayan balık çiftliklerine mi.

Belli ki böyle bir dönemde yaşıyoruz.
Artık kabul ediyorum.
İnsanoğlunun dünyaya verdiği zarar ayyuka çıkmış halde.
Biz koloniler halinde kalan verimli topraklara akın edip.
Orada selfi çekip.
Yaşayıp gidiyoruz.

Derken yunuslar geliyor.
Kalabalık bir sürü, yelkenli teknemize eşlik ediyor.
Kahkaha çığlıklarım, kendiliğinden yükseliyor.

Dert edecek çok şeyin olduğu bir zamanda yaşıyoruz ya..
Tek bir gün içinde karşılaştığım ormanın, denizin, mülteci çocuğun.
Halini görüp hissettiklerime dalsam, bahar baharlıktan çıkar.
Belki de hep böyleydi.
Neden biz özel olalım.
Acı olduğu kadar keyif, şiddet olduğu kadar sevgi hep vardı.
Bilemiyorum ki.

Bildiğim tek bir şey var.
Denizin dalgaları arasında yunusların kıvrak bedenlerini görmek için..
Nasıl keskin bir dikkatle bakıyorsam.
Güzelliği bulmak için, aynı yumuşak niyetle bakabilirim.
Kararlılıkla.
Ve olduğu kadar.
Mutlu olmak bir tercih bazen.
Biliyorum.. Ancak bazen..

Yeni aldığım eğitim Organic Intelligence tam da bundan bahseder.
İyi hissettiğin zamanların, zor zamanlardan yumuşakça geçebilme kapasiteni arttırdığı,
sinir sistemi ile ilgili yapılan çalışmalarda ortaya çıkan bir gerçek.
İyi hissetmeyi yaratan senin için her ne ise.
Dur. Bak. Keşfet.
Ve tadını çıkarmana zaman tanı.
An’da olabilme kapasiten arttıkça.
Çevrenle ilişkin samimileşiyor.
İster yunus, ister sevgili.
Yaşamla bağın güçleniyor.
Yaşamınla ilişkin yakınlaştıkça.
Her ne yaratıyorsan, akıcı bir şekilde potansiyelini gerçekleştirme olasılığın artıyor.

Eskiler de dememiş mi.
Güzele bakmak sevaptır.
Bak doya doya.
Sade bir kararlılıkla.
İster yunus ister sevgili.

Öyküm.

* Video temsili. 😉

 

ŞÜKRAN.

img_8499

Derin bir şükran hissediyorum.
Hayatımdaki insanlara.

Ben daha büyük ifade ederdim..
Sevinince.
Üzülünce.
Mutlulukta.

Öyle anlar geliyor ki..
Bu ara hayatımda.
Ne diyebilirim.
Mutlu bir boşluk.
Tatmin.
Huzurlu.
Memnun.

Hislerimde mi sadeleştim.
Ben de henüz tam idrak edemedim.
Yalın ifade etmeye çalışayim.
O zaman belki keşfederim.

Biz bu hafta sonu.
Ekim’de başlayan Hocalık Eğitimi’nin son buluşmasını gerçekleştirdik.
İnzivada buluşmak üzere.
İki gün boyunca yoga konuştuk.
Yoga yaptık.
Paylaştık.
Yoga olduk.
Şükranla.
Ve küçük te bir parti yaptık.
Hislerimizi.
Yolculuğumuzu konuştuk.
Çemberin etrafında ifade bulan.
Her bir cümle.
Kalbime dokundu.

Öğrenci rolü içinde çok değerli insanlarla buluşarak.
Öğretmen rolünde benim anlattıklarım.
Bizi kalpten buluşturdu.
Hepimizin dönüşümüne aracı oldu.

Sade Yoga’nın..
Ilık, yumuşak, kavrayan rahim alanı içinde.
Kendimizi yeniden doğurduk.
Bir kez daha.

Ilık, güvenli, şefkatli bu kuytu alanda.
Buluşmaya.
Kendimizi tekrar tekrar doğurmaya niyetle.

Ve öyle bir yakınlık ki..
‘Yakınım’ dediğine öyle dokunmadı kimse belki de.

Ceren’in yazısı da dokundu bana.
Sessizce kaldım.
Konfetiler falan patlamadı.
Gerçek bir sadelik içinde.
Sade’ce hissettim.
Samimiyetle.
Dokundu bana.
‘Nasıl olsun istersin’ deseler..
Bunu hayal ederdim.
İki gündür duyduğum öyle cümleler var ki.
Güzelliğini.
Yeterince alabildim mi..
Sindirebildim mi.
Bilemedim.

Evimden bile huzurlu dediler.
Bu yolda cesaretimi buldum.
Hayallerimdeki işe kavuştum.
Kariyerimde yoga sayesinde yükseldim.
Kendi kendime özgürce yoga yapabiliyorum.
Dişi hissediyorum.
Gücümü buldum.
Çalkalandım. Yine de iyi oldum.
Aşkla buluştum.
Yoga öğreneyim diye geldim.
Öğretme arzumu keşfettim.
Hayalime adım atıyorum.
Kutlayalım dedik.
İyi ki buluştuk.

Teşekkür ettim.
Şükrettim.
Helal olsun bize dedim.
Yakınlaşma cesaretimize.
Kendimizle.
Birbirimizle.
Samimiyetle.

Geniş bir boşluk içinde.
Güvende.
Umutlu.
Mutlu.
Şefkatle.
Sevgiyle.
Samimiyetle.
Yumuşacık aktı bu eğitim dönemim.

Yol boyunca bana güvenen ve ilham olan değerli öğrencilerime.
Sevgiyle ilişki kurmayı bana öğreten..
Aşkı kulağıma fısıldayan.
Biricik sevgilime.
Sade’ce.
Şükranlarımla.

 

Öyküm.

img_8497