MEMNUNİYET.

img_7378

 

Yogada Dukha ve Sukha kavramlarından bahsedilir.

Dukha; ızdırap, acı, tatminsizlik, cehalet iken..
Sukha; memnuniyet, tatmin, bilgelik, içsel coşku demektir.
Yoga, insana Dukha’dan Sukha’ya yolculuk aracı olur.
Günlük haller arasında ve yaşam yolunda.
Kendi yolumda uzun zamandır dukha ve sukha hallerimi gözlemlerim.
Dalgalar arasında.
Izdırap içinde hissettiğimde, kendi kuytuma çekilip sükunetime ihtiyaç duyarken..
Memnuniyete geçtiğimde paylaşıp saçmak isterim..
Olabildiğince.

Ne var ki çok ta farketmemişim.
İçsel coşku ve memnuniyetin paylaştıkça çoğaldığı gibi..
Memnuniyetsizlik ve cehaletin de bulaşıcı olabileceğini.

Dün eski bir tanıdıkla kahve içtim.
Sakin bir Pazar sabahı.
Yaklaşık ayda bir sahip olduğum sorumluluksuz, boş, geniş Pazar sabahıma..
Daha kararlı sahip çıkmam gerektiğini.
Memnuniyetimin değerini bilip, onunla baş başa kalmak istediğimi..
Memnuniyetsizliğin bu kadar bulaşıcı olabileceğini.
Bilemedim..
Kendi memnuniyetsizliklerimi bile, boş kuyulara anlatırken..
Onun yıllar geçse de değişmeyen memnuniyetsizliğinin;
berrak zihnimi örümcek ağı gibi sarabileceğini.
Öngöremedim.

Ama sardı.

Nöbetçiler!
İstila altındayız..
Ve evet biliyorum.
İstila bazen içten, bazen dış güçlerden..
Kendi mızmızlıklarımı, şımarıklıklarımı, hayata kaprislerimi göreyim diye
oturuyor karşımda bu adam..
Yine de içimde yükselen sesi bastıramıyorum..
Büyü be adam!

Mutluluğu gelecek birine veya bir şeye bağlamak..
Beyaz atlı prensi beklemekten ibaret.

Onu yaşamın her şartta cömert olduğuna ve ne sunacağını
senin planlayamayacağına ikna etmeye çalışırken..
Kendi coşkumu kaybettim.

Oysa kendi adamı korumak için özen göstermem gerektiğini çok iyi bilirdim..

‘Sukha’ mı bulmam ufka ne kadar bakmamı gerektirecek bakalım..

Beklentisi karşılanmayan bir arkadaşım, öğrencim, sevgilim olduğunda..
Eski ‘iyi yetişmiş yönetici’ alışkanlıklarım;
karşılaştığım her karşılanmamış beklentiyi analiz etme eğiliminde..
İşte, aşkta, ilişkilerde..
Performansımı nasıl yükseltebilirim.
Sayılar, hedefler, sonuçlar arasında kulağa pek hoş gelse de bu.
İnsan olduğumu artık fark ettiğimi iddia ettiğim bu yıllarda,
kendine şefkatsizlikten başka bir işe yaramıyor orası kesin.
İnsan olan ben, performans değerleri ve istatistiklerle ölçülmekten hiç hoşlanmıyor.
Nasıl daha kadın olurum, nasıl daha yoga hocası olurum diye düşünürken..
‘Ne yapsam beklentisini karşılarım?!’ ızdırabının,
müşteriyi kaçırmamaya çalışan satışçıdan bir farkı kalmıyor!
Oysa hatırlamak gerekir ki ..
Satışçı değiliz abi.
Ne yoga hocası olarak, ne ailenin çocuğu olarak, ne de sevgili..
Yapabileceğin tek şey elindekini sunmak.
Cömertlikle ve eğer cimrilikse o anının gerçeği; cimrilikle.
Memnun olmayan gidecek.
Sen ne yaparsan yap üstelik.
Ve büyük ihtimalle onun memnuniyetsizliğinin kaynağı..
Sen değilsin.
Hiç bir zaman olmadın!
Çocukluğunda alamadığı ebeveynliği senden beklemesi çocukça..
Senin bunu karşıladığında ‘Sevilebilir’ olduğunu sanman da.

Sen kendi içsel coşkunun kaynağı ol.
En sen halinle ol.
Özden gelen, sahici ve Sade’ce.
Memnun olmayanın gitmesini, tatmin olanın kalmasını..
Bırak hayat gerçekleştirsin.
Peşinden koşmadan.
Kal.
En canlı halinle.
Belki de bugün çok cansız hissederek..

Tatmin olduğun ne var?

Öyküm.

 

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ

image

Yazıyı oku diye bu başlığı attım.

Canın istemiyorsa hala geri dönme şansın var.
Ve merak ediyorum gerçekten.
Neden?
Hep dramatik isimli yazılarım çok okunuyor?
Daha zorluğu.
Daha acıyı.
Yazdıklarım çok ilgi görüyor.
Oysa ne zaman daha çözüm odaklı, daha nötr veya hatta iyi hissettiren ve belki de tekniklerden, pratiklerden bahsetsem..
Acının yarattığı ilgiyi yaratmıyor.
Oysa en çok sevilen şey.
Acıdan kaçmak.
Günümüzde.
Hissetmekten vazgeçmek pahasına.
Üstelik hazzı da!

O yüzden bu deneysel.
Bakalım mutluluk formülü ne kadar ilgi çeker?
Formülü ben değil..
Sen, senin için uygulayacaksın desem..
Devamını okur musun yazının?
Deneyelim..
Aklımdan geçenler..
Bakalım ilgini çekecek mi bu sefer?

Karşılaşmaları düşünüyorum uzun süredir.
Yok.. Mecazi ya da ruhsal falan değil.
Ne zamandır görmediğinle yüz yüze geldiğinde
olan bitenden bahsediyorum.
Zihinlerde her daim bulunan ‘check list’ lerin karşılıklı kontrol edilmesi diyalogları.
– Nasılsın?
– İşin nasıl?
– Eşin var mı?
Bu otomatik/ mekanik diyaloğun cevabı..
– İyi.
– İyi.
– Evet.
ise.. Kazandın!
Diyaloğun normal şekilde devam etmesi mümkün.
Belki.
Çocuk meselesinde takılmazsan eğer.
Ama.
Ola ki.
30 yaşını geçtin.
Kadınsın.
Ve henüz evlenmedin.
İşte film orada başlıyor.
Verdiğin bu hayır cevabı bütün doğruları götürüyor.
Oysa..
İşim iyi gidiyor.
Gerçekten.
Hakikaten iyi.
30 yaşında kendi markamı kurdum mesela.
Bişeyler yaptım bisssürü.
Olmaz mı?
Hiç mi olmaz?
Nein yavrum.
Geçiniz.
İstediğin kadar kıvran.
Günümüz ilişkilerinin kötü olduğu ve hep kötü olacağı.
Evlenenlerin de hep boşandığı.
Zaten erkeklerin de berbat olduğu konusunda,
artık bende karın ağrısı yaratan o rahatsız edici diyaloğa girmek zorundasın.
Çaren yok!
Hayatından yarattıklarının, ürettiklerinin zaten pek te bir önemi kalmıyor.
Köşeye sıkışıp özel hayat detaylarını vermeden yırttıysan şanslısın.
Ayak üstü görüştük şurada.
Bunun daha kolay bir yolu olamaz mı?
Tatlı bir sohbet ediversek..
Birbirimize bilinçaltı çöplüklerimizi boca etmeden.
Onları temizleyeceğim diye kaç saat meditasyon yaptım bir bilsen..
Bir de kabul edelim.
Medeni hal öyle aydan aya değişen birşey değil.
Yani mümkünse.
Bu konuda sana her ay her karşılaşmada verebileceğim yeni bir haberim olmayacak.
En fazla.
“Erkekler şöyle böyle” diyip yolumuza devam edeceğiz.
Ondan da ben çok sıkıldım.

Peki bu buhranlı serzenişlerin, mutluluğun formülü ile ne alakası var?!
Değil mi?
Şimdi anlatacağım.

Birbirimizle kurduğumuz iletişim dili, zihnimizde sürekli devam eden monologdan ip uçları sunuyor.
Günümüz insanı.
Varlıktan çok, yokluğa odaklı yaşıyor.
Olmayan.
Eksik olan.
Yetersiz olan.
Zihninde.
Gözünde.
Büyüyor. Büyüyor. Ve büyüyor.
O yüzden sana da..
Varlığını destekleyenden ziyade, sende eksik olduğunu varsaydığı üzerine konuşuyor.
Konuşuyor.
Konuşuyor..

Evlilikler, ilişkiler bu yüzden bitiyor.
Hiç kimse, yeterli hissedemiyor.
Zihin radar gibi, o eksik parçaları arayıp buluyor.
Olur da.
Tamamlanırsa.
Yenilerini bulmak üzere.
Hızlıca göreve çıkıyor.
Bu bitmez döngü içinde yuvarlandıkça..
Korku, endişe, güvensizlik..
Gitgide büyüyor.
Kendine.
Yaşama.
Ve elbette ona.

Oysa mutluluğun tek bir formülü var.
Şükretmek.

Var olana bakmak.
Ve teşekkür etmek.
Varlığının içinde gevşemek, genişlemek, canlanmak, parlamak..
Orada zaten her şey var.
İhtiyacın olan her ne ise.
Zaten bünyende var.
Yeter ki yeşert.
Yeter ki canlandır.
Doğanın tüm nitelikleri her hücrende var.
Muhteşem bir uyumla.
Tam da olması gerektiği gibi.
Sen yeter ki.
Nefesini kutla.
Canlılığının.
Her rengini.
Her niteliğini.
Var oldukça.
Var olduğun için kutla.
Yeterlisin.
Yaşam yeterli olanı sunuyor.
Tam ve bütün.
Bu olduğun hal.
Mutlu olmana yeter.
Sevilmene yeter.
Aksine inandıranları dinleme yeter..
Bu halin yeterince güzel.

Ve canın her zaman kutlama havasında olmayabilir.
Canın yanıyor olabilir.
Öfkeyle için kaynıyor olabilir.
Halin kalmamış olabilir.
O zaman biraz hareket et.
Avazın çıktığı kadar bağır.
Belki hatta küfret.

Kahkaha da gelecek.
Beklemediğin anda.
Muhakkak gelecek.
Yeter ki hisset.
Mutluluğun yolu hissetmekten geçecek.
Acıyı da.
Keyfi de.
Sen yeter ki.
Kendine inan.
Sade’ce inan.

Öyküm