KAHVALTI

IMG_2941

Aslına bakarsan..
Ananemin tabiriyle; hattı zatında.
Sadece kahvaltı bile, insana kendinden gelen çok şeyi anlatır.
Sadece durup pek bakmayız.
Hattı zatında baksak iyi olur. 🙂

Biliyorsun belki.
Yemeğe ilgim var.
Sadece sağlıklısına da değil de.
Doğalına, bölgesel olanına, hikayesi olana, güne lezzet katanına.
Yılla önce Gülse Birsel’i coşkuyla Sardunaki’ye kahvaltıya davet ederken..
Eşi Murat Birsel sordu..
Neden otelimizi bırakalım da size gelelim, beni ikna et.
Kahvaltınızda ne olabilir?
Aklımdan geçen; domates peynir.
Hatta ‘domates, peyniiiiğğr’.
Şimdi İstanbullu’ya sorsan sayar misal.
Granola pancake kruvasan.
Özde Egeli’yim.
Biz biraz tutucuyuzdur.
İtalyan’a Yunan’a pancake yedirebilir misin?
İzmir’e de öyle trendler sonradan gelir işte.
Pek te öyle balıklama atlanmaz üstüne.
Dolayısıyla domates peynir var bizde yaz gününde.
Neyseki hikaye yaratma bende kendiğinden.
Ağzımdan ‘ananemin reçelleri’ çıkıyor birden.
Dağ çileği incir böğürtlen..
Sabah 4’e kadar annemle hazırladığımız..
Ortancalarla begonvillerle süslediğimiz kahvaltı sepeti Sheraton Otel’in süitine ulaştırıldıktan sonra..
Ve elbette otel personelinin bu durumdan hiç hoşlanmaması pahasına.
Ananemin reçelleri o yıl Gülse Birsel’in yazısına, kitabına konu olur.
Sade kaynakları etkin kullanmak ve hikaye yaratmak konusunda üstüme yoktur.

Şimdiki işim de farklı değil.
Farklı yolculuklara davet edip hikayelerimizi paylaşmak.
Bak kahvaltıdan nerelere geldik.

Sadece baksan.
O sabahki kahvaltına.
Canının ne zaman gerçekten bir şey yemek istediğine.
Ve gerçekten ne yediğinde iyi geldiğine.
İşte o zaman kendi sağlığın, kendi şifa ve iyi hissetmen..
Kendi ellerinde.
Biraz.
Çünkü birazı da hayat.

Yıllardır severim.
Uyanır uyanmaz değil de baya baya öğlen saatlerinde kahvaltı yapmayı.
Gören ‘Oo günaydın, der.’
Açıklama yaparım.
Hala.
Kendimi tutamam.
‘Aslında erken uyandım.’
Genlerimin yüzde ellisinde geç uyanmak hiç’cool’ bişey değil.
Diğer yüzde ellinin erken uyandığı görülmüş değil.
O yüzden ‘Sana ne canım?!’ diyemiyorum.
Aslında erken uyandıydım.
İçimden devam ediyor iç ses, ‘Canım isterse geç uyanırım sana mı sorcaz canım..’

Şimdilerde oldukça moda oldu.
Sağlıklı beslenenler arasında.
Intermittent fasting. Aralıklı oruç.
İlgili kişiler araştırıyor, buluyor, sunuyor da.
Beden biliyor.
Hattı zatında.
Haftanın birkaç günü.
Akşam yemeden.
Sabah geç yemek.
Bana hep iyi geliyor.
Uzmanlar söylemeden..
Trend olmadan çok önce.
Yani bilgelik içerden zaten geliyor.
Durup fark edip algıladığında.
Ve bazen de dışardan rehberlik alman gerekiyor.
En güzeli bilgilerle bilgelerle donanıp.
Kendi bilgeliğini keşfetmek oluyor.
Bence.

Fotoğraftaki geçen günkü kahvaltım.
Domates salatalık yok.
O yüzden avokado var doyurucu.
Keten tohumları ve kabak çekirdekleri hormonlara şenlik.
Ayurveda proteinleri beraber yeme zor sindirirsin der.
Onun dışında fena bir tabak değil.
Belki canın denemek ister.

Köklerimiz ne yer.
Benim canım ne ister.
Kendine iyi bakmak için.
Bugün özen göster.
Sevgiyle.

Öyküm.

 

 

Reklamlar

BÖYLE İYİ

IMG_2554

“Sen ince yapılısın ye, sana bişey olmaz!” dedi.
İçimden..
“Ben de ince yapılıyım!?!” diye haykırmak geldi.

Çocukluğumu, ilk gençlik yıllarımı ne zaman düşünsem.
Biraz kilolu olma hissimi hatırlarım.
Fotoğrafları gördüğümde.
Kendime algım ile dışarıdan gördüğüm arasındaki farka.
Hep fazlasıyla şaşırırım.
Aslında ince yapılı zarif bir kızdım.
Olmayadabilirdim.
Bir eksik bir fazla.
Kime ne.
Diyemedim.

En fit, zayıf, sportif dönemlerimde de.
Değerlendiren yargıçlar vardı çevremde.
Eş, dost, akraba, sevgili.
Farklı zamanlarda, farklı rollerde.
Farkında bile olmadan.
Büyük ihtimalle.
Kızmak elde değil.
Kendine yargıç olan, dışarıya da yargıç genelde.
Yargıları yüklenmemek.
Belki elimde.
Olsa da.
Olmadı işte.
Ne deseler, aldım taşıdım.
Ne kadarını bıraktım.
Ne kadarı kaldı.
Ayırdına varamadım.
Ben hep.
O aldığım bir kiloya takıldım.

Karnımda çılgınca kaslar olmasına.
Yirmilerde çok emek harcadım.
Aslında yapımın.
Esnek, narin ve hassas olduğunu.
Anlamam için.
Yoga hocası olmam yetmedi.
Çünkü iyi yoga hocalarının.
Akrobatik hareketler yapması gerekti.
Kendime hassas davranmaya ikna olmam için.
Uzmanların görüş bildirmesi ancak yetti.
Güç için hep daha çok pratik yapmam gerekliydi.
Bana doğal, rahat gelen.
Başkasına zor olabilecekti.
Ve bu doğaldı.

Kendimle bunca çalışıp.
Arpa boyu yol aldıktan.
Sonra dahi.
Zoru.
Kendime daha yargısız.
Daha şefkatli olmak.
Olduğum hal içinde.
Memnun kalmak.
Yapılması gereken.
Düzeltilmesi istenen.
Dahasıyla ilgilenmeden.
Olduğum haliyle ben.

Belki de ihtiyaç olan.
Disiplin değil.
Şefkattir.
Sade’ce.

Kendine şefkat.
Hayatın, düşüncelerin, yargıların durup.
Kenara çekilip.
Pürüzsüzlüğün ortasında.
Değil de.
Tam da tüm o yargıların.
Sana yorum yapmaktan çekinmeyen komşu teyzenin.
Sosyal medyadan yüklendiğin ideallerin.
Aileden taşıdıkların.
Tüm o kaosun.
Tam ortasında.
Durmak.
Ve kendine hatırlatmaktır.
“Böyle iyi.”
Olduğun halinle.
Ne bir eksik.
Ne bir fazla.
Tam da ‘Sen’le.

Sevgiyle.

Öyküm.

* Hikayesi karmaşık iki kız kardeşten bu şarkı yakışır. Söylenen o ki, babası ünlü müzisyen Ravi Shankar tarafından küçük yaşta terk edilmiş Norah Jones. Babalarının desteğiyle büyüyen, ondan ‘daha güzel ve daha yetenekli’ kız kardeşi Anoushka ile tanışması ancak yetişkinlik hayatlarında olabilmiş. Müzikte buluşmuşlar .  Hikayenin içini kim bilir ya. Çok güzel şarkıdır..

OLURUNA BIRAK.

IMG_2114

Bazen şaşırıp kaldığın anlar yaşarsın.
Planlar düşünceler hayaller.
Olmayıverir.
Öylece kalırsın.
Olmaması için hiç bir sebep yokmuş gibi gelir.
Anlayamazsın.

Aslında ruhun derinden bilir.
Olmayanda. Vardır bir hayır.
Bazen attığın bir geri adım.
Seni daha ilerletmek içindir.
İçten içe bilirsin.
Anlayamayan zihindir.
Dolulukla beslenir.
Daha daha daha.
Hayatı dümdüz ve ileri doğru sanır.
Oysa insan olmanın boşluklara, dönemeçlere, duraklara ihtiyacı vardır.
Yeterince.
Hissedebildiğince.
Yaşamı hisset, farket, deneyim et..
Ve deneyimi sindir.
Biraz da büyü diye.

Eylemleri birbiri ardına dizmek..
Arkadaşta, malda, mülkte, kıyafette..
Çoklukla övünmek.
Modern insan için doğal olsa da..
İnsan doğası boşluk ister.
Bulutların geçişi gibi..

Hıza ve yoğunluğa bağımlılık..
Hayatta kalmak için geliştirdiğimiz bir strateji.
Biz büyürken..
Öylesi övüldü, öylesi kazandı gibi göründü.
Olanla kalmak hep biraz zordu.
Eskiden beri en sevdiğim duaydı.
“Olana ve olmayana şükürler olsun.”

Bugün biraz oluruna bırak.
Olduğun halinle.
Olduğu kadar.
Bırak ruhun dinlensin.
Hayat. Her halinle güzelsin.

Sevgiyle.

Öyküm.

 

BİLİNMEYENE DAVET.

IMG_8646
Gizem’le birkaç cümle sohbet ettik sabah.
Büyük işlerimiz arasında küçük bi hoşbeş ne iyi geldi.
Arada iş planı da yaptık ya, yapmadan duramazdık.
Durdum düşündüm.
Güzel çocuklarız dedim.
Bitkiyle, çiçekle, böcekle, ağaçla, doğayla, insan doğasıyla uğraşan.
Yeni oyun arkadaşları katıldıkça gözlerinde güller açan.
Güzel niyetleri olan.

Bu yeterli.
Yeterliden fazlası var.
Benim için.

Çocukken büyük adam olacağımdan emindim.
Benim Tarkan’ı tanıdığım gibi, Tarkan’ın da beni tanıması normal olmalıydı.
Dünyayı kurtaracaktım.
İçimde biliyordum.

Sonra baktım.
Büyük adam olmanın ve dünyayı kurtarmanın..
Büyük holdinglerdeki büyük kitleleri ve paraları yönetmekten geçeceğini sandım.
20’li yaşlarımdaki hayallerimin bir kısmını buna harcadım.
Şükür ki harcadım.
Şükür ki sadece bir kısmını.
Bazen ne istediğini anlamak, ne istemediğini yaşamaktan geçiyor.
Gördüm.
Tıpkı yogadaki hiza gibi.
Şartlanmaların sunduğunu iyi bileceksin ki..
Özgür, kendiliğinden ve organik seçimlerini keşfedebil.

30’larda küçüldüm.
‘Yogacı’ oldum.
Ne kadar büyüyeceğimden bi’ haber.
Uğraştım durdum.

Öğrenciler ve yogacı arkadaşlarım bana her gün sordu.
Dersler kaç kişi, eğitim kaç kişi oldu..
Günlük mesaimin bir kısmı bu soruların yanıtlarını öngörme ve yükseltme gayretiyle geçer.
İstatistik okudum. Matematiğin de en yükseğini.
Yine de bilemiyorum.
Hayatın doğası öngörülerle dalga geçer.
Onu biliyorum.
Eğitim kaç kişi olur.
Derse kaç kişi gelir.
Yeni bir hocanın motivasyonu ne kadar sürer.
Ne kadar zamanda senin derslerin dolar..
Tüm bu çabalarımız neye evrilir..
Bilemiyorum.

Sade’nin Yogacıları, her ay düzenlenen programlar ve benim çalışmalarım derken..
Sayıca oldukça çok sayıda kişinin emeklerinin karşılığını bulması için emek veriyorum.
Öğrenciler derslerde veya eğitimlerde az kişi olunca ‘özel ilgi’ alacaklar diye sevinir.
Bir dersin gerçekleşmesi için kaç kişinin ne özel bir ilgi harcadığını göremez.
Neyse ki sayılarla aram iyi.
Yıllarca onları çözünce herşeyi bileceğime emin bir halde,
kompleks problemlere çalışıp çözdükten sonra.
Şimdi hayatın içindeki sayıların daha kompleks olduğunu
ve pek birşey bilmediğimi görüyorum.
Bazı sayıları düşürüp bazılarını yükseltmek için çalışırken..
İnsan doğasının en karmaşık matematikten bile daha belirsiz yapısı ile ilgili merakım, ilgim ve öğrenme arzumu gerçekleştirmek için..
Günlük mesaimi işletmeci olmaya feda etmem gerekiyor.
Ki mesai bitince okuyup öğrenmeye ve öğretmeye alanım olsun.

Yarını bilmek istiyorsun biliyorum. Oysa seni ben en çok.
Bilinmeyene davet etmek istiyorum.
Geleceği bilme, bilmesen de kontrol etme arzunu bıraktıkça.
Şu anın nektarı tatlanacak.
Kendini bildikçe.
O’nu bilme olasılığın artacak.
Bilinmeyenle barıştıkça..
Neşen, coşkun, keyfin katlanacak.

Peki tüm bu çabalarımız ne olacak?
Tüm kalbimle.
Bilmiyorum.

Belki bir gün.
Çok çalışıp az uyuduğum bir günde uyandığım sürpriz bir mesaj.
“Çok teşekkür ederim. Aşkla yapıyor olduğum şeyi yapmama vesile oldunuz.”
Bana neden çabaladığımı hatırlatacak.
Günün sonunda yorgunluktan konuşacak kelimeleri karıştırırken..
“Her derste neye ihtiyacım varsa o karşıma çıkıyor.” u duymak eve gidecek son gücü bulmama vesile olacak.
Kim bilir..

Ben bilmiyorum.
Bilmemek güzel boşver.
Biz en mütevazi halimizle gayret gösterelim.
Elimizden geleni yapalım.
Hayat neye evrilir.
Bırakalım hayat düşünsün.

Yolda olmak en güzeli.
Elele göz göze omuz omuza.

Daha bilge halimle..
En az bilgili zamanımdaki genişliğe, hafifliğe ve özgürlüğe evrilmek niyetim.
Çocuksu ve kaşif halimdeki hayallerime heyecanlanırken..
Kendimin özde ve sade haline dönüşmek olsun kısmetim.
Amin. ❤️

Sevgiyle.

Öyküm.

Fotoğraf Sevgili Filiz Telek.

YOLA ÇIKIYORUZ.

IMG_1543

Haftaya başlıyoruz.
Yola çıkma heyecanı içimde.
Grup oluşuyor.
Tanıştıkça, onların da benim heyecanımı paylaştığını gördükçe mutlu oluyorum.
Yoga hocalığı kolay bir meslek değil.
Yoga stüdyosu yönetmek daha da zor hatta.
Tüm zor zamanların gücünü veren bu buluşmalar işte.
Henüz birbirini az tanıyan insanlar, görüşüyoruz..
Gözlerimiz sevecen ve umutlu ışıldıyor.
Ortak umut ve heyecanlarda buluşuyoruz.
Fedakarlıkla.
Enerjimizi, zamanımızı,kaynaklarımızı feda ederek.
Bazı hafta sonları ailelerimizle,eşdostumuzla geçiremeyeceğiz.
Uzun uzun pazar keyfi yapmayacağız.
Yeni Organic Yoga Kabilemizle ve kendimizle buluşmak; beraber öğrenmek, deneyimlemek,genişlemek için.
Feda ettiklerimiz neye dönüşecek belirsiz ve bizim elimizde değil.
Biz elimizden geleni yapacağız.
Gerisi hayatın cömert ellerinden akacak.
Olduğu kadar.
Hayal ettiğimizin ötesinde.
Şimdi hepimiz hayal kuruyoruz.
Acaba ilk buluşma nasıl olacak?
Ben sabahları 5 te uyanıyorum kendiliğimden.
İlk aşık olduğum zamanlar gibi.
Konuşmaya başlıyorum içimden.
Çok derinden bir yerlerden bağlar başlıyor hissediyorum.
Öğrendiklerimi sadelikle ifade edecek gücü ve berraklığı bulabileyim diye niyet ediyorum.
Biliyorum.
O anda.
Konuşulanlar..
Niyetlerimin ve bildiklerimin ötesine geçecek.
Ve hayatın güzelliği karşısında bir kez daha hayrete düşeceğim.
Aldıklarımız karşısında zaman, para, geniş bir pazar kahvesi oldukça görünmez kalacak.
Hayırlısıyla.

Pruvamız neta.
Rüzgarımız kolayına olsun.

Öyküm.
#organicyoga #kendineinan #donusumevarmisin

ÖZGÜRLÜK ve SINIRLAR.

IMG_1707

Özgürlük, sınır tanımamaktan mı geçiyor?
Üzerine sayfalarca yazarım.
Veya Heidi’nin Maceraları gibi yazı dizisi sıralarım.
Ama biliyorum.
Bana olan ilginin bir sınırı var.
O yüzden kısa ve kolay okunur yazmalıyım..
Bakalım..
Bir yerden başlayalım.

Organic Yoga, derslerime katılan, katılmayan herkeste merak uyandırıyor.
Özgür Akış ne demek?
Kendiliğinden hareket nasıl olur?
Yoga hiza prensipleri ne olacak?
Elim, kolum nerede duracak?
İyi öğrenci olmak, iyi soru sormaktan geçiyor.
Öğrenmenin kalitesini genellikle sınırlar belirliyor.
Öğrencinin ve öğreticinin.
O yüzden seviniyorum.
Sorular, araştırmayı ve keşfi böyle böyle perçinliyor..

Yoga yaparken kişi; ‘Eli, kolu, aklı nerede?’ nin cevabı üzerine pratik yaparken.
O an içinde tam olarak nerede olduğunu keşfediyor.
Hakikati ne?
Düşüncelerden, şartlanmalardan, bağlılıklardan sıyrıldığında karşılaştığı ne?
Bedenin içinde.
Hayatın içinde.
İş yaşamında.
İlişkilerde.

Bütünün parçası olan insan, kendi içinde parça bütün ilişkisini gözlemlerken, ait olduğu bütünle ilişkisini idrak ediyor. Bedenin bütünlüğü içinde, omurganın hareket sınırlarını keşfederken bireysel olarak evrenin içindeki sınırlarını idrak ediyor.
Sınırların keşfi, özgürlük getiriyor. Omurgaya, bedene, insana..
Kendini anlayanın evreni anladığı gibi, evreni anlayan kendini anlayabiliyor.
Bir paradoks gibi.
Sonsuz.
Ve iç içe geçmiş yapılardan oluşuyoruz.
‘Ben’ in içinde. Ve dışında.
En küçük parça dahi bütünün karakteristik özelliklerini taşıyor.
Doğa fraktal yapılardan oluşuyor.
Fraktal ne demek? Başka yazının konusu olsun.
Şimdilik sadece aklında bulunsun..
Kar tanesi, brokoli veya damar yapımız gibi. Tekrarlayan, örüntülü yapılar.
Evren büyük bir brokoli olsa, biz de onun özelliklerini taşıyan ve kendini ayrı sanan brokoli dallarıyız.
Peki, kendini ayrık sana, küçük bir brokoli dalçığı iken ; yoga ile büyük brokoliyi görmek nasıl mümkün oluyor?
Yoga metinlerinde ‘Ahamkara’ kavramından bahsediliyor.
Ahamkara.
‘Ben’ algısı.
Ben yaparım. Ben beğendim. Ben beğenmedim.
Sürekli zihninde beyanatlar veren hınzır.
Bütün o fotoğrafları ‘like’ yapan; ya da “Kim layklamış?” diye bakan da işte aynısı.

Yoga yapan kişi, kendi sınırlarını keşfederken..
Özündeki sınırsız ve özgür doğayı hatırlıyor.
Özgürlük, önce sınırları iyi tanımaktan geçiyor.
Organic Yoga Uzmanlık Programı’nda yapacağımız tam da bu.
İyi birer yoga öğrencisi olmak üzere yola çıkarken.
Önce bakacağımız yön, kendi sınırların içinde.
Yoganın sunduğu temel hiza prensiplerini kendi bedeninde deneyim edeceksin.
Asana pratiğinde, elini, kolunu, ayağını nereye koyacaksın?
Peki hiza senin içinde nasıl olmalı?
Senin,  ideal bir beden ve hiza şartlanmasına hizmet etmendense..
Hiza sana nasıl hizmet eder?
Sınırların nerede?

Hareketin içindeki özgürlük, önce sınırlarını tanımaktan ve sonra o sınırlar içinde genişlemeyi araştırmaktan geçiyor.
Teknik bilmeden araştırma ve keşif mümkün olmuyor.
Sınırlar her an, andan ana değişiyor.
Bu değişimi gözlemlemek özgürlüğü getiriyor.
Temel teknikleri öğrenen kişi, kendi hareketinde akmakta özgürleşebiliyor.
Asana pratiği ile beden, sınırları ve özgürlüğü keşfederken mükemmel bir araca dönüşüyor.
‘Ben’ in sınırları içinde oynarken ‘Sen ve Ben’in sonsuz birlikteliğini görüyor.

İlişkilerde de özgürlük ancak sınırların tanımlanmasından geçiyor.
‘Sen’in ve ‘Ben’ in sınırları nerelere gidiyor beraber oynaşırken..
Buna ilişki kurmak deniyor.

Bu yazıyı bana yazdıran ne oldu ah bir bilsen..
Artık her an ve genellikle yüzeyel konularda birbirini mesaj ve temas yağmuruna tutarken.. Çoğu zaman..
Ne ilişkide derine iniliyor ne de bilgide.
Bazen düşünmeden edemiyor ‘Ben’.
Zekamın bu kadar sığ bir kısmını, günlük mesaj ve iletişim trafiğine harcarken..
Merak ettiğim, öğrenmek, odaklanmak, üretmek istediğim konuların..
Acaba ne kadarı sonsuzlukta kaybolup gidiyor?..
Şüphesiz ki, bilim, sanat ve üretim; biraz asosyallik gerektiriyor.

Bu yazı biraz zor okunur bir yazı oldu biliyorum.
Buraya kadar sabrettin mi..
Hiç emin olamıyorum.
Eğer buraya kadar ulaştıysan..
Sana bir haberim var dostum.
Öğrenmek, evet biraz zor.
İlişki kurmak ta öyle.
Kendini görmek.
Onu duymak.
Evet özen ve kararlılık gerektiriyor.
Ve biliyor musun?
Cehaletin ve benliğin sınırlarını aşmak..
Varlığın derin niteliklerine dokunmak.
Benim içimi kıpır kıpır ediyor.

Sevgiyle ve dostlukla.

Öyküm.

 

 

 

IZDIRAP.

ızdırap

Hamamdaki saatler.
Sakin, sessiz, içe dönük.
Olması beklenirken.
Benim için her seferinde.
Bir şekilde.
Gözlem alanına dönüşüyor.
Kadınların çınlayan sesleri eşliğinde.

Yaş almış, çatık kaşlı hanımefendi.
Göbek taşına uzanıyor.
Ve söylenmeye başlıyor.
Dur durak bilmeden.
Bu hamam çok çirkin.
Hiç beğenmiyorum.
Sıcak bile değil.
Oysa diğeri güzel.
Leyla güleryüzüyle soruyor.
Neyini beğenmedin?
Hiçbir şeyini!
Gurbet ekliyor.
O da seni çok beğenmişti sanki.
Öbürüne gitseydin.
Çatık kaşlı hanımefendi, göbek taşında söylenerek ,
Hamam keyfi yapıyor.
İçinde olduğunun çok çirkin,
Dışarıda olanın pek güzel olduğundan emin.

Üzerini giyinip te dinlenirken soruyor Leyla’ya.
Bebeğin emiyor mu?
Evet Leyla’nın bebeği emiyor.
Hamamdan annesinin gelip
Onu doyurmasını bekliyor.
Ben çocukları çok severim.
O yüzden soruyorum.
Leyla yanlış anlıyor.
Yaa, torunlarını çok seversin değil mi..
Torunlarımı hiç sevmem.
Nefret ederim.
Ben öbür çocukları çok severim.
Çöpe falan atıyorlar ya.
Onları mesela.
E keşke gençken evlat edinip büyütseydin bi çocuk.
Leyla hep iyimser.
Gençken çocukları sevmezdim.
Kadınlar, ayıplayan gözlerini diğer tarafa kaçırıyor.
Görülmek ve sevilmek ihtiyacıyla insanoğlu ne hallere dalıyor.
Merakla bakıyorum.
Kaderin verdiği mizaca ve şartlara rağmen.
Sevmek ve sevilmek nasıl mümkün olur?
Düşüncelere dalıyorum.

Hamamda paklanmış halde.
İçinde olduğu hamamı seviyor olmanın memnuniyetiyle.
Evime dönüyorum.
Yeni eğitimim ile ilgili çalışıyorum.
Yol haritası belirdikçe keyifleniyorum.
Heyecanla içeriği sosyal medyada paylaşıyorum.
Çok kişisel bir notla.
Organic Intelligence’ın yoga anlayışımı ve beni ne tatlandırdığını yazıyorum.
Eskilerden bir öğrencim yorum yapıyor.
Yumuşamanıza çok sevindim.
Belli ki onun hayalindeki ‘ben’den farklı düştüğüm anlar olmuş.
Hayal kırıklığı yaşamış.
Tüm çalışmalarım “Serttin, yumuşadın.” gibi kıyaslayıcı, yargılayıcı ve ayrıştırıcı bir tavırdan
Daha çok bütünlüğün, yargısızlığın ve şefkatin ifade bulması üzerine.
Hem kendime.
Hem ‘diğeri’ diye görünene.
Kendimin farklı zamanlarına bu kadar şefkatsiz dokunmaktansa.
Durup düşünüyorum.
Ben sadece tatlandım.
Bu başka bir şey.
Ve hayat.
Tadımı her geçen gün değiştirecek biliyorum.
Bir gün ekşi, bir gün tatlı.
Büyüyüp giderken.
“O gün tadı(m) niye öyle değil de böyle” demenin.
Izdırabın kaynağı olduğunu bilecek kadar da uzun zamandır bakıyorum kendime.
Yine de kalbim kırılıyor.
Düşünmeden edemiyorum.
Keşke ihtiyacını bana ifade etseydi diye.
Ve onun da ‘O’ olma halini ne yapsam değiştiremeyeceğimi bilmek.
Biraz karın ağrısı yaratıyor.
O karın ağrısına rağmen.
Dönüşüme davet etmekten alamıyorum kendimi.
Yine ve yeniden.

Yoga eğitimimde bahsedeceğim.
Yoga, ‘dukha’dan, ‘sukha’ ya yolculuk.
Doğrusal değil de döngüsel.
Kendi sukha ve dukha hallerinle tekrar tekrar karşılaşıp.
“Eyvallah” deyip geçeceğin.
Dukha, ızdırap hali.
Olduğun kişi olmaktan, yaşadığın hayattan, içinde olduğun hamamdan. Memnuniyetsizlik.
Sukha ise memnun, tatmin, mutlu.
Dolayısıyla daha ’erdemli’,  ‘aydınlanmış’ bir yer.
Özetle.
O yere seni, ne bir hoca, ne eşin dostun.
Ne de hamamcı teyze götürebilir dostum.
O an içinde
Kendi tercihinle
Yönünü, bakışını
Memnuniyete çevirdikçe.
İçinde olduğun hamam da güzelleşir.
Yuvan da.
Bedenin de.
Ruhun da.
Mizacının ve kaderinin izin verdiği ölçüde.

Her yeni güne uyandığımda
İçinde olduğumu daha çok sevmeye
Dışarıda görüneni de içeri davet etmeye
Ayırıp kıyaslayıp yargılamaktansa
Şefkat göstermeye
Gücüm yettikçe.
Fark ediyorum.
İnsanoğlunun görülmek ve sevilmek için hallerini.
Ve her hale rağmen.
Sevgiye davet etmenin olası olduğunu.
Tekrar tekrar.
Sen yine de hayatla işbirliği yap bence.
İçinde olduğun hamam, dışardan daha güzel olabilir.
Yine de.
Çocuklarını sevmek mümkün belki de.
Onlar sana ilgi göstermese de.
Hiçbir zaman bilemeyiz.
İçinde olduğu hamamı sevmeyen çatık kaşlı hanımın ızdırabı niye.
Kim bilir.

İçinde olduğumu bilebilirim
Ben sade’ce.
Sıcak mı, soğuk mu.
Güzel mi, çirkin mi.
Sıcaksa ısıtmak, çirkinse güzelleştirmek.
Benim elimde.
Canım yettiğince.
Sevgiyle.

Öyküm.