IZDIRAP.

ızdırap

Hamamdaki saatler.
Sakin, sessiz, içe dönük.
Olması beklenirken.
Benim için her seferinde.
Bir şekilde.
Gözlem alanına dönüşüyor.
Kadınların çınlayan sesleri eşliğinde.

Yaş almış, çatık kaşlı hanımefendi.
Göbek taşına uzanıyor.
Ve söylenmeye başlıyor.
Dur durak bilmeden.
Bu hamam çok çirkin.
Hiç beğenmiyorum.
Sıcak bile değil.
Oysa diğeri güzel.
Leyla güleryüzüyle soruyor.
Neyini beğenmedin?
Hiçbir şeyini!
Gurbet ekliyor.
O da seni çok beğenmişti sanki.
Öbürüne gitseydin.
Çatık kaşlı hanımefendi, göbek taşında söylenerek ,
Hamam keyfi yapıyor.
İçinde olduğunun çok çirkin,
Dışarıda olanın pek güzel olduğundan emin.

Üzerini giyinip te dinlenirken soruyor Leyla’ya.
Bebeğin emiyor mu?
Evet Leyla’nın bebeği emiyor.
Hamamdan annesinin gelip
Onu doyurmasını bekliyor.
Ben çocukları çok severim.
O yüzden soruyorum.
Leyla yanlış anlıyor.
Yaa, torunlarını çok seversin değil mi..
Torunlarımı hiç sevmem.
Nefret ederim.
Ben öbür çocukları çok severim.
Çöpe falan atıyorlar ya.
Onları mesela.
E keşke gençken evlat edinip büyütseydin bi çocuk.
Leyla hep iyimser.
Gençken çocukları sevmezdim.
Kadınlar, ayıplayan gözlerini diğer tarafa kaçırıyor.
Görülmek ve sevilmek ihtiyacıyla insanoğlu ne hallere dalıyor.
Merakla bakıyorum.
Kaderin verdiği mizaca ve şartlara rağmen.
Sevmek ve sevilmek nasıl mümkün olur?
Düşüncelere dalıyorum.

Hamamda paklanmış halde.
İçinde olduğu hamamı seviyor olmanın memnuniyetiyle.
Evime dönüyorum.
Yeni eğitimim ile ilgili çalışıyorum.
Yol haritası belirdikçe keyifleniyorum.
Heyecanla içeriği sosyal medyada paylaşıyorum.
Çok kişisel bir notla.
Organic Intelligence’ın yoga anlayışımı ve beni ne tatlandırdığını yazıyorum.
Eskilerden bir öğrencim yorum yapıyor.
Yumuşamanıza çok sevindim.
Belli ki onun hayalindeki ‘ben’den farklı düştüğüm anlar olmuş.
Hayal kırıklığı yaşamış.
Tüm çalışmalarım “Serttin, yumuşadın.” gibi kıyaslayıcı, yargılayıcı ve ayrıştırıcı bir tavırdan
Daha çok bütünlüğün, yargısızlığın ve şefkatin ifade bulması üzerine.
Hem kendime.
Hem ‘diğeri’ diye görünene.
Kendimin farklı zamanlarına bu kadar şefkatsiz dokunmaktansa.
Durup düşünüyorum.
Ben sadece tatlandım.
Bu başka bir şey.
Ve hayat.
Tadımı her geçen gün değiştirecek biliyorum.
Bir gün ekşi, bir gün tatlı.
Büyüyüp giderken.
“O gün tadı(m) niye öyle değil de böyle” demenin.
Izdırabın kaynağı olduğunu bilecek kadar da uzun zamandır bakıyorum kendime.
Yine de kalbim kırılıyor.
Düşünmeden edemiyorum.
Keşke ihtiyacını bana ifade etseydi diye.
Ve onun da ‘O’ olma halini ne yapsam değiştiremeyeceğimi bilmek.
Biraz karın ağrısı yaratıyor.
O karın ağrısına rağmen.
Dönüşüme davet etmekten alamıyorum kendimi.
Yine ve yeniden.

Yoga eğitimimde bahsedeceğim.
Yoga, ‘dukha’dan, ‘sukha’ ya yolculuk.
Doğrusal değil de döngüsel.
Kendi sukha ve dukha hallerinle tekrar tekrar karşılaşıp.
“Eyvallah” deyip geçeceğin.
Dukha, ızdırap hali.
Olduğun kişi olmaktan, yaşadığın hayattan, içinde olduğun hamamdan. Memnuniyetsizlik.
Sukha ise memnun, tatmin, mutlu.
Dolayısıyla daha ’erdemli’,  ‘aydınlanmış’ bir yer.
Özetle.
O yere seni, ne bir hoca, ne eşin dostun.
Ne de hamamcı teyze götürebilir dostum.
O an içinde
Kendi tercihinle
Yönünü, bakışını
Memnuniyete çevirdikçe.
İçinde olduğun hamam da güzelleşir.
Yuvan da.
Bedenin de.
Ruhun da.
Mizacının ve kaderinin izin verdiği ölçüde.

Her yeni güne uyandığımda
İçinde olduğumu daha çok sevmeye
Dışarıda görüneni de içeri davet etmeye
Ayırıp kıyaslayıp yargılamaktansa
Şefkat göstermeye
Gücüm yettikçe.
Fark ediyorum.
İnsanoğlunun görülmek ve sevilmek için hallerini.
Ve her hale rağmen.
Sevgiye davet etmenin olası olduğunu.
Tekrar tekrar.
Sen yine de hayatla işbirliği yap bence.
İçinde olduğun hamam, dışardan daha güzel olabilir.
Yine de.
Çocuklarını sevmek mümkün belki de.
Onlar sana ilgi göstermese de.
Hiçbir zaman bilemeyiz.
İçinde olduğu hamamı sevmeyen çatık kaşlı hanımın ızdırabı niye.
Kim bilir.

İçinde olduğumu bilebilirim
Ben sade’ce.
Sıcak mı, soğuk mu.
Güzel mi, çirkin mi.
Sıcaksa ısıtmak, çirkinse güzelleştirmek.
Benim elimde.
Canım yettiğince.
Sevgiyle.

Öyküm.

 

Reklamlar

HAFİF.

IMG_9379

Ne zaman Kaz Dağları’na gelsem..
Ya da ufak bir yelken tatiline.
Tenime dokunan ve beni sıkan ne varsa kurtulma arzum yükselir.
Seyahat çantası beş tişörtle gelip..
Aynı tişörtlerle döner.
Kullanılmamış olarak.
Şehirde elzem sandığım ne varsa.
Doğada önemini yitirir.
Taşıdığım fazlalıkların hepsinin,
yaşam alanımı daraltan yükler olduğunu fark ederim.
İlk bir kaç saat içinde.
Şehirde hayati önem taşıyan ne varsa..
Organik şampuanım..
Ve yoga taytım.
Biblo gibi boş ve anlamsız kalıverir.
Bir anda.
Hatırlarım.
Buradayken.
Tenime hiç birşeyin dokunmasını istemediğimi.
Nehrin suyu dışında.
Bir de sevgilim.
Benimle olursa.

Şanslıyım ki yoga taytım.
Benim iş kıyafetim.
İş günüm matın üzerinde ve çıplak ayakla geçse de.
Hücrelerimi sıkıştıran, daraltan, sınırlandırandan özgürleşmeye,
ne çok ihtiyaç duyduğumu..
Üzerimden sıyırınca fark ediyorum.
Oldukça yoğun bir iş hayatının ortasında.
Ruhuma günü, saati, yılı nakış gibi işlenmiş planlarım arasında
alan bulmaya çabalarken..
Yogacı popomu ‘small’ beden taytlara sığdırmaya çalışıyorum.
İşime. BAYILIYORUM.
Popom da hiç fena sayılmaz.
Ayrı mesele.
Ve apaçık ortada ki..
Ruhumun da.
Popomun da genişleyip nefes alacağı boşluk alanlarına,
hayati derecede ihtiyacı var.

Belki de.
Memelerin; ‘olması gerektiği gibi’ yüksek ve şişik gösteren yorucu
sütyenlerden özgürleşmesi kadar kolaydır.
Yüksek, sentetik ve şişik şehirli kimliklerimizi atıvermek.
Memeleri ve popoları boşlukta geniş geniş sallanmaya bırakıversek.
Ve onlara biz de yeterince aylaklık ederek eşlik etsek..
Ruhumuzun özgürlüğüne de yeniden kavuşuruz.
Neşeli, özgür ve hafif.

Şu an Instagram’da hangi filtre kırışıklıklarımı kapatır diye bir derdim yok.
Zira burada internet yok.
Nehir sesi var.
Bir de pişi ve tahin pekmezle doldurduğum göbeğim.
Avokadodan çok bıktım.
Söylemeliyim.
Defterimi göbeğime dayadım, yazımı yazıyorum.

Hayatımda çok sevdiğim insanların varlığını hissediyorum.
Onlar da beni seviyor üstelik.
Göbeğimin ve kırışıklıklarımın her hali ile.
Anlattıklarımı can kulağıyla dinleyen öğrencilerim var ayrıca.
Popom small tayta sığmasa da.
Yeni cümleler kurmak için.
Can atar yüreğim.
Bir de.
Çok güzel sevgilim.

Boşluğa ihtiyacın var.
Varlığı hissetmen için.
Sade’ce.
Alan yarat.
Kendi boşluğuna.
Ne kadar var olduğuna.
Sen de.
Hayret edeceksin.
Bakma sen.
Ruhumuzun süsü yerinde.

Aşk ile.
Öyküm.

Fotoğraf Suat Vergili.

EJDERHA

image

Yaşam süresince beden, deneyimlenen olaylardan ve yarattığı duygulardan etkilenir. Deneyimlenen duygusal ve fiziksel stres, baskı, gerginlik; bedende farklı bölgelerde birikir. Özellikle boğaz, omuzlar sırt bölgesi ve kalça çevresi gerginliklerin depolandığı bölgelerdir. Çocukluktan itibaren yıllarla bedenin daha gergin ve kapalı hale gelmesi yaşanan deneyimler etkisindendir.
Yoga, nefes desteğiyle bedende gerginliklerin bırakılması için etkili bir araçtır. Bedendeki dokular, eklemler, kaslar; gerginliklerden özgürleştikçe; kişi esneklik ve gücüne dair geniş potansiyelini deneyimlemeye başlar. Bu bir süreçtir elbette.
Ve beden özgürleştikçe, potansiyelini deneyimledikçe; kişi duygusal gerginliklerinden de hafiflemeyi deneyimler.
Bu süreçte elbette yoğun zor hislerle karşılaşmak ve o hislere rağmen zorluğun içinde kaçmadan kalmak şifanın en temel kaynağıdır.
Zorluk illaki kötü diye tanımladığımız hislerden olmak zorunda değil.
Bazen yoğun bir arzu da kişide büyük bir istek ve hedef yaratarak zor gergin hislerin oluşmasına, dengenin bozulmasına sebep olabilir.
Tıpkı Ejderha Pozu’nun çok zor hislerle karşılaştıran bir poz olması gibi.
En ‘yapabiliyor’ ve ennn estetik görünen haliyle pozu yapmak için büyük bir arzu duyuyor olabilirsin.
Zamanla yoga eforsuz bir hale götürse de, böyle derin bir kalça açıcı içinde saniyeler uzun saatler gibi gelir.
Ve belki sen bu poza girdiğinde , fotoğraftaki gibi görünmeyebilir.
Her beden farklı yapıdadır. Ve zamanla, düzenli bir çabayla belki de anatomik sınırlarına daha yakın olman mümkün olacak.
Belki senin anatomin de seni çok estetik ve havalı görünen bir yoga pozu yapmana izin verecek.
Nasıl göründüğünün önemi olmadığını hatırla.
Süreç sana gelişime dair hediyelerini sunacaktır.
Gelişim illaki düşündüğün gibi görünmeyebilir.
Gelişim seni hedeflediğin görünenin ötesinde kendi doğana saygı gösterecek mütevazi olgunluğa götürebilir.
Dışarıdan nasıl göründüğü önemli değil. Görüntü illa ki fiziksel olmak zorunda da değil. Bazen hayata dair herkes tarafından iyi olarak tanımlanan durumlar da bir görüntü ve hedeften ibaret olabilir. Bir kadın için evli olmak bekar olmaya göre daha başarılı görünebilir. Bir erkek için çoklu ilişkiler arasında sörf yapmak daha başarılı olarak tanımlanabilir. Toplumsal şartlanmalarla hayatının nasıl göründüğü üzerine fazlaca enerji harcıyor olabilirsin.
İçeride olan bitene bak.
Ve belki de dayanamayıp pozdan çıkmak isteyeceksin.
Hocanın yönlendirmeleri sana nefesin varlığını hatırlatacak.
“Nefesine bak.. Halen orada.. Bu zor an içinde olabilirsin. Ve nefesin akmayı sürdürüyor. Yaşıyorsun. ”
Tıpkı yaşamın zor anlarındaki gibi.
Cesaret et. Yoga yap.
Zorluk içinden geçtikçe, süreç sana hediyelerini sunacak.
Bu bir yol.
Süreksizlik içinde devam eden.
Ejderha Pozu gibi derin bir pozda kalmanın pek çok şifası olur.
Bedenini hoş bir şekle sokmanın zevkini çıkarman, bundan mutlu olman mümkün.
Ve derinlerde olan biten ise bu tadın çok ötesinde.
Cinsel gelişim sürecinde ve sonrasında yaşanan travmaların etkisiyle pelvis bölgesi çok fazla duygu ve gerginlik barındırır.
Pelvik tabanın, kalça bölgesinin gerginlikleri bırakıyor olması cinsel doğanı haz alarak yaşamana, derin hislerinle buluşmana izin verir.
Kadın ve erkek yaşamı için bu elbette yaşamda çok önemli bir süreçtir.
Zamanla tat alma genişler ve yaşamdan haz alabileceğin farklı farklı güzelliklerin farkına varmanı sağlar.
Sanat, müzik, dans, güzel bir yemek.. Yaşam sana derin tatlarını pek çok zaman sunar.
Sen yogayla bunları farketmeye başlarsın.
Gerginlikleri ve acıyı farkettikçe; gevşemenin ve hazzın tadını alma kapasiten genişler.
Zıt gibi görünen duyguları hissederek deneyimlemen,
yaşam bütünlüğü içinde dualiteden ( iyi-kötü gibi ayrım yapan ikili zihin yapısından) zamanla özgürleşmene destek verir. Yaşamı dar alana sıkıştıran şartlanmalar azalır. O yüzden yoga süreç içinde gitgide daha geniş hissettiğin bir yaşam deneyimi sunar.
Ve zor hissettiğin anlar içinde de zihnin oyuncaklarıyla, sanal rüyalarla kendini kandırmadan..
Gerçeği hissederek..
Duygularını hissederek..
Acıyı, öfkeyi, üzüntüyü hissederek..
Aynı zamanda sana nefes aldıran destekleri hatırlayıp kullanarak..
Yaşamak.
Tıpkı zor bir yoga pozunu deneyimlemek gibi, pratik bir süreçtir.
Ve bunu bir kez tattığın..
Kalbini duymaya başladığın zaman..
Hayali cevaplar seni artık zaten pek te tatmin etmez.
O yüzden cesaret et.
Yoga yap.
Hoş bir görünüm yanında..
Sana gerçek yaşamını sunar.
Her haliyle.
Sade’ce..

Öyküm.

TANI

image

O’ nu ayırmak, adlandırmak, sıfatlandırmak, sınıflandırmak, yargılamak ne kadar kolaysa; tanımak ta o kadar kolay aslında…
“Zor” diyeceğimi sandın değil mi?
Çünkü herşey zıttıyla var şu ayırmayı seven günde..
Her nedense zihnin önüne ilk çıkan da zıtlıklar, insan bünyesinde..

Tıpkı beyaz düşününce akla ilk siyahın gelmesi gibi;
ben deyince sen diye, iyi diyince kötü diye ayırıyor.
Bu şehirli, batılı, modern, “gelişmiş” yapı..
“Ben” i düşününce akla ilk gelenin “Biz” değil de,
“Sen” olması ne çarpıcı değil mi?!

Yaşamına, Öz’üne, kendine nefesin kadar yakın olduğun gibi;
O’nunla olan mesafen de nefes kadar aslında..
Kendini tanımanın yolu nefesinle tekrar tekrar tekrar buluşmaktan,
nefesin rehberliğini dinlemekten geçiyor..
Yani ” TEK YOL NEFES!”
Politik slogan gibi olduğuna bakma, bu gerçek..

Önce disiplinle öğreneceğin teknik;
zamanla matının, yoga stüdyosunun dışına taşacak
ve sen her gün hal’ den hal’ e dönüşürken;
sana yüz yıl düşünsen aklına gelmeyecek bilgelikler sunacak..
Durumlar karşısında, zihnin akışında, alıştığın kalıplardan
şaşkınlık ve hayretler içinde;
“Hop!” diye zıplamanı sağlayacak..
Ömür boyu aynı kalıplar içinde dönmektense,
zıplamak daha zevkli olmaz mı sence?!

Kendine samimiyetin yolu nefesinden geçtiği gibi,
O’ nu tanımak için de nefesini gözlemle..
O an ne hissettiğini anlamak için, nefesinin akışını izle..
Ve elbette başka bir bedeni okuyabilmenin yolu,
önce kendi bedeninin ifade ettiklerine kulak vermiş olmaktan geçiyor..
Önce ana dilini öğrenip sonra başka diller öğrenmek gibi.
Hayat içinde; nefesinin, bedeninin tepkilerini okuyabildikçe;
ikinci dili öğrenmek kolaylaşıyor..
Dil bilgisini çözünce, her dili anlamak çok kolay!

.. Ve bu bilgi her zaman çok işine yarar.

Yeni biriyle tanıştığında..
Sana kendini en çok görmek istediği haliyle anlatmaya çalıştığında..
Kelimelerin ne kadar yüzeysel olabileceğini hatırla!
Hikayelerin ne kadar ilüzyon olabileceğini farket!
Bunu kendi hikayelerinden bilmiyor musun zaten?!
O’nunla yan yanayken; kendi nefesini gözlemle.
Ne kadar rahat, ne kadar güvende, ne kadar hafif?
.. Ve O’nun nefesine bak.
Değerlendirip yargılamadan önce..
O an; ne kadar öfkeli, ne kadar endişeli, ne kadar samimi olduğunu
nefesi sana ifade edecek; dili değil..
Nefesindeki endişeleri farkettiğinde,
aynı şekilde yargılamaya gönlün el verir mi bilmem; insanoğlunu..

Seni “büyük” biri korkutmak istediğinde..
Ünvanlarıyla, korumalarla, çıktığı kürsüyle mesafe yaratıp..
Sana “yukarıdan” nefes nefese konuşmalar yaptığında..
Ne kadar korkuyor olabileceğini farkedeceksin..
Sen bunu farkettiğinde;
O isterse sana gökdelenlerden seslensin; neden korkasın ki?!
Sen bunu farkettiğinde; bedenin artık tedirgin nefesini boşaltıp deşarj olacak..
Geniş bir iç çekişle rahatlayıp, belki de tatlı bir gülümseme yüzüne konduracak..
Seninle bu kadar mesafe koyma ihtiyacı duyduğuna göre,
kim bilir ne korkuları var..
Sen gücün kaynağını bildiğinde;
kimin gücü yeter seni korkutmaya bir düşünsene!

” Kim korkar hain kurttan?!”

Bu bir “Nefes” yazısı değil..
Nefes için daha neler neler yazılır!
Bu bir “Nefes’le O’nu Tanıyabilirsin” yazısı..
“5 Madde de O’ nu Nefes ile Tanı” desem..
Biraz daha yazıp biraz da pazarlamayla;
çok satanlara girmez mi?
Ne büyük ihtiyaç çünkü tanımak..
.. Ve belki de o kadar da zor değildir bir olmak..
Şimdi Sade’ce dur.
Nefesini gözlemle..
Öpülecek birşey olsa;
kendi nefesimi öperdim şu an şükranla..

Sade’ce nefes al..
Canım nefes.

Öyküm

 

 

DAVET

image

Yaşamı kendine davet etmek için,
tek bir şarkı hakkın olsaydı eğer..
O şarkı süresince nasıl olurdu tavrın?

Ne kadar cilveli..
Ne kadar flörtöz..
Ne kadar davetkar olurdun yaşama?

Davetin ne kadar samimi, içten; ne kadar dostça olurdu hayata?

Şimdi güzel bir şarkı aç.
Bırak bedenin gevşesin..
Nefesin olduğu gibi aksın..
Bedeninin müziğin davetine kapılmasına izin ver.

Bırak yaşam bedeninde akmaya başlasın..
Sade’ce teslim ol O’na..
Ertelemeden, şu anda.
Unutma!
Sadece bir şarkı hakkın var davetini sunmaya.
Yaşamın kendisi zaten, o şarkıdan biraz uzunca.
Tekrarı yok.
Sen oyunbozanlık yapınca.

Bırak kolların açılsın sonuna kadar..
.. Ve kalbin de.
Tekrar kapanmak isteyecek..
Bu sana korkutucu gelecek..
Sıkılmadan şefkatle..
Tekrar aç kollarını en tatlı halinle.

Bırak yaşam aksın bedeninde.
Her bir hücren can buldukça..
Her An’ın yaşamın nektarıyla buluştukça..
Belki de daha çok zevk alacaksın..
.. Oynadıkça..
Evet bazen gözyaşı, bazen kıkırtılarla..

Düşün ki..
Sen olsan yaşam..
Kollarını açmış, tatlı gülücüklerle davet edene mi giderdin?
Gönül rahatlığıyla..
Yoksa seninle oynamak istemeyen, kaşlarını çatıp, durmadan senden şikayet edene mi..?

Yaşam sensin zaten.
Sen yaşamsın.
Sade’ce biraz oyun oyna..
Belki biraz dans et hatta.
İster kıvır kıvır cilvenaz..
İster biraz muzipçe..

Sade’ce davet et.

Öyküm