ÖZGÜRLÜK ve SINIRLAR.

IMG_1707

Özgürlük, sınır tanımamaktan mı geçiyor?
Üzerine sayfalarca yazarım.
Veya Heidi’nin Maceraları gibi yazı dizisi sıralarım.
Ama biliyorum.
Bana olan ilginin bir sınırı var.
O yüzden kısa ve kolay okunur yazmalıyım..
Bakalım..
Bir yerden başlayalım.

Organic Yoga, derslerime katılan, katılmayan herkeste merak uyandırıyor.
Özgür Akış ne demek?
Kendiliğinden hareket nasıl olur?
Yoga hiza prensipleri ne olacak?
Elim, kolum nerede duracak?
İyi öğrenci olmak, iyi soru sormaktan geçiyor.
Öğrenmenin kalitesini genellikle sınırlar belirliyor.
Öğrencinin ve öğreticinin.
O yüzden seviniyorum.
Sorular, araştırmayı ve keşfi böyle böyle perçinliyor..

Yoga yaparken kişi; ‘Eli, kolu, aklı nerede?’ nin cevabı üzerine pratik yaparken.
O an içinde tam olarak nerede olduğunu keşfediyor.
Hakikati ne?
Düşüncelerden, şartlanmalardan, bağlılıklardan sıyrıldığında karşılaştığı ne?
Bedenin içinde.
Hayatın içinde.
İş yaşamında.
İlişkilerde.

Bütünün parçası olan insan, kendi içinde parça bütün ilişkisini gözlemlerken, ait olduğu bütünle ilişkisini idrak ediyor. Bedenin bütünlüğü içinde, omurganın hareket sınırlarını keşfederken bireysel olarak evrenin içindeki sınırlarını idrak ediyor.
Sınırların keşfi, özgürlük getiriyor. Omurgaya, bedene, insana..
Kendini anlayanın evreni anladığı gibi, evreni anlayan kendini anlayabiliyor.
Bir paradoks gibi.
Sonsuz.
Ve iç içe geçmiş yapılardan oluşuyoruz.
‘Ben’ in içinde. Ve dışında.
En küçük parça dahi bütünün karakteristik özelliklerini taşıyor.
Doğa fraktal yapılardan oluşuyor.
Fraktal ne demek? Başka yazının konusu olsun.
Şimdilik sadece aklında bulunsun..
Kar tanesi, brokoli veya damar yapımız gibi. Tekrarlayan, örüntülü yapılar.
Evren büyük bir brokoli olsa, biz de onun özelliklerini taşıyan ve kendini ayrı sanan brokoli dallarıyız.
Peki, kendini ayrık sana, küçük bir brokoli dalçığı iken ; yoga ile büyük brokoliyi görmek nasıl mümkün oluyor?
Yoga metinlerinde ‘Ahamkara’ kavramından bahsediliyor.
Ahamkara.
‘Ben’ algısı.
Ben yaparım. Ben beğendim. Ben beğenmedim.
Sürekli zihninde beyanatlar veren hınzır.
Bütün o fotoğrafları ‘like’ yapan; ya da “Kim layklamış?” diye bakan da işte aynısı.

Yoga yapan kişi, kendi sınırlarını keşfederken..
Özündeki sınırsız ve özgür doğayı hatırlıyor.
Özgürlük, önce sınırları iyi tanımaktan geçiyor.
Organic Yoga Uzmanlık Programı’nda yapacağımız tam da bu.
İyi birer yoga öğrencisi olmak üzere yola çıkarken.
Önce bakacağımız yön, kendi sınırların içinde.
Yoganın sunduğu temel hiza prensiplerini kendi bedeninde deneyim edeceksin.
Asana pratiğinde, elini, kolunu, ayağını nereye koyacaksın?
Peki hiza senin içinde nasıl olmalı?
Senin,  ideal bir beden ve hiza şartlanmasına hizmet etmendense..
Hiza sana nasıl hizmet eder?
Sınırların nerede?

Hareketin içindeki özgürlük, önce sınırlarını tanımaktan ve sonra o sınırlar içinde genişlemeyi araştırmaktan geçiyor.
Teknik bilmeden araştırma ve keşif mümkün olmuyor.
Sınırlar her an, andan ana değişiyor.
Bu değişimi gözlemlemek özgürlüğü getiriyor.
Temel teknikleri öğrenen kişi, kendi hareketinde akmakta özgürleşebiliyor.
Asana pratiği ile beden, sınırları ve özgürlüğü keşfederken mükemmel bir araca dönüşüyor.
‘Ben’ in sınırları içinde oynarken ‘Sen ve Ben’in sonsuz birlikteliğini görüyor.

İlişkilerde de özgürlük ancak sınırların tanımlanmasından geçiyor.
‘Sen’in ve ‘Ben’ in sınırları nerelere gidiyor beraber oynaşırken..
Buna ilişki kurmak deniyor.

Bu yazıyı bana yazdıran ne oldu ah bir bilsen..
Artık her an ve genellikle yüzeyel konularda birbirini mesaj ve temas yağmuruna tutarken.. Çoğu zaman..
Ne ilişkide derine iniliyor ne de bilgide.
Bazen düşünmeden edemiyor ‘Ben’.
Zekamın bu kadar sığ bir kısmını, günlük mesaj ve iletişim trafiğine harcarken..
Merak ettiğim, öğrenmek, odaklanmak, üretmek istediğim konuların..
Acaba ne kadarı sonsuzlukta kaybolup gidiyor?..
Şüphesiz ki, bilim, sanat ve üretim; biraz asosyallik gerektiriyor.

Bu yazı biraz zor okunur bir yazı oldu biliyorum.
Buraya kadar sabrettin mi..
Hiç emin olamıyorum.
Eğer buraya kadar ulaştıysan..
Sana bir haberim var dostum.
Öğrenmek, evet biraz zor.
İlişki kurmak ta öyle.
Kendini görmek.
Onu duymak.
Evet özen ve kararlılık gerektiriyor.
Ve biliyor musun?
Cehaletin ve benliğin sınırlarını aşmak..
Varlığın derin niteliklerine dokunmak.
Benim içimi kıpır kıpır ediyor.

Sevgiyle ve dostlukla.

Öyküm.

 

 

 

Reklamlar

IZDIRAP.

ızdırap

Hamamdaki saatler.
Sakin, sessiz, içe dönük.
Olması beklenirken.
Benim için her seferinde.
Bir şekilde.
Gözlem alanına dönüşüyor.
Kadınların çınlayan sesleri eşliğinde.

Yaş almış, çatık kaşlı hanımefendi.
Göbek taşına uzanıyor.
Ve söylenmeye başlıyor.
Dur durak bilmeden.
Bu hamam çok çirkin.
Hiç beğenmiyorum.
Sıcak bile değil.
Oysa diğeri güzel.
Leyla güleryüzüyle soruyor.
Neyini beğenmedin?
Hiçbir şeyini!
Gurbet ekliyor.
O da seni çok beğenmişti sanki.
Öbürüne gitseydin.
Çatık kaşlı hanımefendi, göbek taşında söylenerek ,
Hamam keyfi yapıyor.
İçinde olduğunun çok çirkin,
Dışarıda olanın pek güzel olduğundan emin.

Üzerini giyinip te dinlenirken soruyor Leyla’ya.
Bebeğin emiyor mu?
Evet Leyla’nın bebeği emiyor.
Hamamdan annesinin gelip
Onu doyurmasını bekliyor.
Ben çocukları çok severim.
O yüzden soruyorum.
Leyla yanlış anlıyor.
Yaa, torunlarını çok seversin değil mi..
Torunlarımı hiç sevmem.
Nefret ederim.
Ben öbür çocukları çok severim.
Çöpe falan atıyorlar ya.
Onları mesela.
E keşke gençken evlat edinip büyütseydin bi çocuk.
Leyla hep iyimser.
Gençken çocukları sevmezdim.
Kadınlar, ayıplayan gözlerini diğer tarafa kaçırıyor.
Görülmek ve sevilmek ihtiyacıyla insanoğlu ne hallere dalıyor.
Merakla bakıyorum.
Kaderin verdiği mizaca ve şartlara rağmen.
Sevmek ve sevilmek nasıl mümkün olur?
Düşüncelere dalıyorum.

Hamamda paklanmış halde.
İçinde olduğu hamamı seviyor olmanın memnuniyetiyle.
Evime dönüyorum.
Yeni eğitimim ile ilgili çalışıyorum.
Yol haritası belirdikçe keyifleniyorum.
Heyecanla içeriği sosyal medyada paylaşıyorum.
Çok kişisel bir notla.
Organic Intelligence’ın yoga anlayışımı ve beni ne tatlandırdığını yazıyorum.
Eskilerden bir öğrencim yorum yapıyor.
Yumuşamanıza çok sevindim.
Belli ki onun hayalindeki ‘ben’den farklı düştüğüm anlar olmuş.
Hayal kırıklığı yaşamış.
Tüm çalışmalarım “Serttin, yumuşadın.” gibi kıyaslayıcı, yargılayıcı ve ayrıştırıcı bir tavırdan
Daha çok bütünlüğün, yargısızlığın ve şefkatin ifade bulması üzerine.
Hem kendime.
Hem ‘diğeri’ diye görünene.
Kendimin farklı zamanlarına bu kadar şefkatsiz dokunmaktansa.
Durup düşünüyorum.
Ben sadece tatlandım.
Bu başka bir şey.
Ve hayat.
Tadımı her geçen gün değiştirecek biliyorum.
Bir gün ekşi, bir gün tatlı.
Büyüyüp giderken.
“O gün tadı(m) niye öyle değil de böyle” demenin.
Izdırabın kaynağı olduğunu bilecek kadar da uzun zamandır bakıyorum kendime.
Yine de kalbim kırılıyor.
Düşünmeden edemiyorum.
Keşke ihtiyacını bana ifade etseydi diye.
Ve onun da ‘O’ olma halini ne yapsam değiştiremeyeceğimi bilmek.
Biraz karın ağrısı yaratıyor.
O karın ağrısına rağmen.
Dönüşüme davet etmekten alamıyorum kendimi.
Yine ve yeniden.

Yoga eğitimimde bahsedeceğim.
Yoga, ‘dukha’dan, ‘sukha’ ya yolculuk.
Doğrusal değil de döngüsel.
Kendi sukha ve dukha hallerinle tekrar tekrar karşılaşıp.
“Eyvallah” deyip geçeceğin.
Dukha, ızdırap hali.
Olduğun kişi olmaktan, yaşadığın hayattan, içinde olduğun hamamdan. Memnuniyetsizlik.
Sukha ise memnun, tatmin, mutlu.
Dolayısıyla daha ’erdemli’,  ‘aydınlanmış’ bir yer.
Özetle.
O yere seni, ne bir hoca, ne eşin dostun.
Ne de hamamcı teyze götürebilir dostum.
O an içinde
Kendi tercihinle
Yönünü, bakışını
Memnuniyete çevirdikçe.
İçinde olduğun hamam da güzelleşir.
Yuvan da.
Bedenin de.
Ruhun da.
Mizacının ve kaderinin izin verdiği ölçüde.

Her yeni güne uyandığımda
İçinde olduğumu daha çok sevmeye
Dışarıda görüneni de içeri davet etmeye
Ayırıp kıyaslayıp yargılamaktansa
Şefkat göstermeye
Gücüm yettikçe.
Fark ediyorum.
İnsanoğlunun görülmek ve sevilmek için hallerini.
Ve her hale rağmen.
Sevgiye davet etmenin olası olduğunu.
Tekrar tekrar.
Sen yine de hayatla işbirliği yap bence.
İçinde olduğun hamam, dışardan daha güzel olabilir.
Yine de.
Çocuklarını sevmek mümkün belki de.
Onlar sana ilgi göstermese de.
Hiçbir zaman bilemeyiz.
İçinde olduğu hamamı sevmeyen çatık kaşlı hanımın ızdırabı niye.
Kim bilir.

İçinde olduğumu bilebilirim
Ben sade’ce.
Sıcak mı, soğuk mu.
Güzel mi, çirkin mi.
Sıcaksa ısıtmak, çirkinse güzelleştirmek.
Benim elimde.
Canım yettiğince.
Sevgiyle.

Öyküm.

 

İNŞAAT ALANINDA ARAPSAÇI ve PIRASA YATAĞINDA YUMURTA PİŞİRMEK.

IMG_1417

Dün enerjimi atamadığımdan söylenip durdum.
Hava çok güzeldi.
Ben kendimi dağlara denizlere vurmaktan zor alıkoydum.
Güzelyalı sokaklarında dolaşıp durdum.
Dersimi verdim.
İçimdeki enerji yönlenemedi.
Lays ve antep fıstığıyla kendime geldim.
Bu kadar detoks bana fazlasıyla yeterdi.

Hayat bu ya.
Olağandan sızlanıp, söylenince.
Olağandışı bir güne uyandırıyor.
Süprizlerine de şükür.
Kaldıramayacağını vermiyor.
Aklın çok havalara uçunca, seni bir güzel köklendiriyor.

Jazz tınılarının terasın yeşilliklerine dokunarak bizi uyandırmasına alışık olduğumuz evimiz.
Bu sabah matkap sesleriyle çalkalandı.
İçten.
Ve dıştan.
Doğalgaz geliyor!
Hiç doğal olmayan yollarla.
Gaz ve toz bulutunun içinde.
Gürültü hem evde hem sokakta.
Bizim narin sukulentlerin üzerinde bir karış beton tozu.
Düşünmeden edemiyorum.
Bir gün tahammül etmesi zor olandan.
Geçimini sağlıyor tüm bu insanlar.
Çayına üç değil dört kaşık şeker de atsa hakkı.

Üç şekerli çay ve beton delici matkaplarla ustalar çalışırken.
Bu resme nasıl dahil olsam diye düşünürken.
Dolaptaki Arapsaçı otları aklıma geliyor.
Biraz da pırasa.
Tek tek ayıklamaya başlıyorum.
Mutfakta tozdan göz gözü görmüyor.
Sevgilim deliriyor.
Bir şey olmaz diyorum.
Sakin ol.
Belli dozdaki umursamazlık.
Zor anlarda hep iyi geliyor.
Bize kendimce annelik ediyorum.
Annemden gördüğümce.
Bi’şey olmaz diyorum.
Güzel güzel kavuruyorum.
Soğanlar pembeleşiyor.
Ustalar gelip geçiyor.
Canı çeker mi diye aklımdan geçerken.
Neredeyse eminim.
O kadar fiziksel aktifliğe.
Kıymalı pide kulağa daha iyi geliyor.
Zerdeçalı ilave ediyorum.
Yumurtaları üzerine kırıyorum.
Kaosun tam ortasında.
Mutluluğu arapsaçında buluyoruz.

Organic Intelligence ta kişi, herhangi bir anda, hayatın o anki sahnesi içinde.
Keyif veren hisleri bulmayı egzersiz eder.
Kaosun ortasında bile, bir zerre dahi olsa, iyi hissettirecek bir şey vardır.
Hayat sürebiliyorsa, muhakkak vardır.
Kırmızının içinde maviyi bulmak.
İnsanın en temel görevidir.
Maviyi, iyi hissettireni fark eden kişi.
Daha rahat sosyal ilişki kurabilir.
Şükür duygusuna yaklaşır.
Merhamet, şefkat ve umut hissetmek kolaylaşır.

Pırıl pırıl ve bembeyaz bir yoga stüdyosunda o gün şükretmeyeni.
Hayat.
Bembeyaz beton tozu içine uyandırır.
Ki insan olarak, uyanabil.
Hakikatine.
Hayata.
Sevdiklerine.
Kendine.

Sana mavi hissettiren her ne ise.
Arapsaçı da olabilir, bir dostun sesi de.
Hadi.
Şu anda.
Ona meyletsene.

Fotoğraf terasımızda yeni açan lavanta.
İnşaat içinde arapsaçı ve pırasa yatağında yumurtanın fotoğrafını çekmek.
Fazla gelecekti.
Bana bile.

Öyküm.

 

 

 

 

YEMEĞİN SEVMEKLE BİR İLGİSİ OLMALI.

IMG_1358

Bu sabah.
Kahvaltı tabağını renklendir!
Renklerin önce ruhunu beslemesine izin ver..
Bugünkü şefkat pratiğinin kendine güzel bir öğün hazırlamak olmasına ne dersin?

Yemeğin sevmekle bir ilgisi olmalı bence.
Sevgiyi ifade şekli kendimce.
Kendime.
Ve sevdiklerime.
İyi baktıkça.
Seviniyorum.
İçten içe.

Yemeğin beslenmekle bir ilgisi var bence.
Sadece doymak değil yani mesele.
Ruhunu ve bedenini beslerken.
Zihnini de yatıştırabilirsin özenle.
Yumuşak ve rahat bir gülücükle.
Yemek hazırlamak.
Meditasyona dönüşebilir.
Sen isteyince.
Evet.
Sen. İsteyince.
Rutinlerin ve görevlerin üzerine.
Bir yenisini yüklenmektense.
Hafiflikle.
Şükranla.
Şefkatle.
Beslenebilirsin bence.
Ve belki de.
O yorgun günün sonunda.
Yoldan aldığın bir dürüm de.
O gün kendine gösterdiğin şefkatin göstergesi olabilir.
Canın isteyince.

Şefkat.
Şükür.
Ve sevgi.
Hayatın tam içinde.
Bazen bir dürümde.
Rakının yanındaki mezede, bazen de.
Sindirebilen bedene.
Muhabbetle paylaşan dosta.
Hazırladıklarınla doyan sağlıklı çocuklara.
Sana aşkla yemek hazırlayan sevgiliye.
Kaynakları sunan hayata.
Şükürler olsun.

Öyküm.

💙 Bu yazı iki şarkı ile bitsin. Biri bayıldığım filmden tatlı tatlı. Diğeri sevişirken soğan doğrayan Shakira’dan.. İkisi iki ayrı telden. Önerim yemek yaparken Shakira kadar yağa bulanma. Sonra temizlemesi zor olur. 😊

 

HORUL.

utf-8''fotoraf

Yıllarca zorlu eğitimlerden geçmiş, iş hayatının talepkar ortamlarında hayatta kalmayı başarmış, dönüşüm için tek çarenin acının içinden geçmek olduğuna şartlandırılmış çoğunluğu yoga hocalarından oluşan bir grup insan olarak toplandık.
İlk eğitimde yakışıklı, genç ve tatlı huylu bir hocanın olabilirliği ile sarsılmışken.
Adam bize tatlı tatlı “İyi hissetmek iyidir. Daha iyi hissetmek daha iyidir!” dedi.
Üstelik çalışmış gelmiş, bunu türkçe söyledi.
Yüz ifadelerimizdeki şaşkınlık kelime olarak ifade bulsa “Hadi canım!” ın biraz daha küfürlü olanına denk düşerdi.
Sempatik hoca fikrine gayret gösterip alışabilirdik.
Ama kanırta kanırta ağlamadan bir eğitimin gerçekleşecek olması bizi derinden silkelemişti.
Hiç mi ağlamayacağız?
E o kadar da para vermiştik.

Tabi bu durum tekniği sorgulamamıza yetti de arttı.
Şimdi hoca.
Sen iyi hisler var diyosun da.
Karanlık var acı var bende binbir huysuzluk var.
Diyene.
Tatlı tatlı gülümsedi.

Derste ihtiyaç duyarsanız uyuyabilirsiniz dedikten sonra spa keyfi yapmam tam 1 senemi aldı.
Biz orada kıkırdarken adamın kaşı gözü hiç seğirmedi ya.
Farkettiğim andan itibaren OI’a güvenim arttı.
Bu hafta Heart Training 3 paylaşımlarında en yüksek reytingi tek bir fotoğraf aldı.
Öğrencilerinin omurgalarının yönetimini hep elde tutan.
Accayip eğitimler veren mühim yoga hocaları derste horuldarken yakalandı.
Yoga öğrencilerimin yeni dönem eğitim hayalleri git gide arttı.
Like ların bini bir para yağdı.
Dans etmek müzik dinlemek hep vardı.
Eğitim sırasında uyumak acaba nasıl olacaktı.

Göreceğiz.
Evet yeni dönem eğitim bir başka olacak.
Canınızın istediğini, arzularınızı dinlemekte özgürsünüz a dostlar.
Bana tik mi gelir tekme mi atarım ona garanti veremiyorum.
Malum henüz Organic Intelligence ta tatlı bir öğrenciyim.
Ne budistim, İsviçreli hiç değilim.
Ki hocamız hep der; “İnsan doğası fraktal.”
Sen anla, şu biraz özenti bulduğum skulentlere benzer.
Nasıl oluyor öyle dersen.
Başka zaman anlatayim.
Bu yazı horultuyla son bulsun.
Hocalar da uyuya kalır aklında olsun.

Öyküm.

 

 

 

YARGILAR OLMASA.

IMG_1154

Bu gece en tatlı uykunda.
Bir peri gelse yamacına.
Sihirimle dese sana.
Yargıları uçurucam sabaha.

Nasıl bir sabaha uyanırdın?
Kendine sorsana.

Sıradan gibi görünen bu sabaha.
En sevdiğin kırmızı elbiseni.
Giyerek başlasan mesela?
O fırından gevrek alıp..
Çatır çutur yesen sonra.
Üstelik bugün pazar olmasa da.
O sevdiğin şarkıyı.
Biraz yüksek sesle açsan.
Paylaşsan.
İster otobüsteki, ister ofisteki komşunla.
Kim bilir..
Belki kaşları yumuşar.
O melodileri duyunca.

Hatırlasan işe varınca.
Herkes insan aslında.
Onlar ast üst diye ayırsa da.
Ne fark eder sonuçta.
Şıngır mıngır çalışarak.
Beraber üretsek eninde sonunda.

Hiç bir yargı kalmasa..
Diyorum dostum sana.
Ne derler diye korkmasan yani aslında..
Amacın ne olurdu şu hayatta?
Kendini hep geride tuttuğun..
Neye adımını atardın şu anda?
Hangi hayaline dalardın?
Bir anda hesapsızca..

“Sana yakışır mı?!”
Diyen tüm teyzeleri sustursam ben sana.
Hangi aşka açardın kollarını?
Sonuna kadar hem de.
Onu söyle bana.
Nasıl haykırırdın ona?
Aşkını doya doya..

Pekiii.. Hayal et şimdi.
Tek başına.
Ne çılgınlık yapmak isterdin?
Söz! Aramızda.

En güzeli en sona.
En tatlı.
En hafif.
En özgür.
En geniş halinle şu anda.
Sevgini.
Şefkatini.
Nasıl sunardın sana?
Şimdi.
Burada.
Seni sevmek.
Senin için.
Her nasılsa.

Sade’ce.
Şükranla.

Öyküm.

 

 

 

GÜZELE BAKMAK SEVAPTIR.

IMG_8673

Tatlı bir bahar gününden notlar..

Yaşadığım yarım adanın her bir köşesine hayranım.
Bu toprakla, bu denizle başka bir ilişkim var.
Yuvam bu şehir.
Ve bu şehrin en güzel yanı.
Elbette kaçamakları.
Yarım saat içinde ister dağa çık, ister denize dal.
Canın ne çekerse.

Artık şehir oldukça kalabalık.
Kaçamak ta toplu halde oluyor.
Gizli saklı bir hali kalmıyor.
Her pazar.
Toplu halde Urla’ya, toplu halde Çeşme’ye, toplu halde Sığacık’a kaçılıyor.
Kaçılsın tabi.
O kalabalıktan benim kaçasım geliyor; o da ayrı mesele ya.
Her neyse.

Artık kaçamaklar da, Pazar Günleri de eskisi gibi değil.
Aynı şortla yazı geçirdiğimiz Çeşme’ye; artık makyajsız gidilemiyor.
Urla’nın güzelim ormanları, rüzgar enerjisi yaratıklarından geçilmiyor.
Güzelim bir bahar Pazar’ında.
Kalabalığa mı taksan kafayı. Rüzgar yaratıklarına mı.
Güzelim koyları kaplayan balık çiftliklerine mi.

Belli ki böyle bir dönemde yaşıyoruz.
Artık kabul ediyorum.
İnsanoğlunun dünyaya verdiği zarar ayyuka çıkmış halde.
Biz koloniler halinde kalan verimli topraklara akın edip.
Orada selfi çekip.
Yaşayıp gidiyoruz.

Derken yunuslar geliyor.
Kalabalık bir sürü, yelkenli teknemize eşlik ediyor.
Kahkaha çığlıklarım, kendiliğinden yükseliyor.

Dert edecek çok şeyin olduğu bir zamanda yaşıyoruz ya..
Tek bir gün içinde karşılaştığım ormanın, denizin, mülteci çocuğun.
Halini görüp hissettiklerime dalsam, bahar baharlıktan çıkar.
Belki de hep böyleydi.
Neden biz özel olalım.
Acı olduğu kadar keyif, şiddet olduğu kadar sevgi hep vardı.
Bilemiyorum ki.

Bildiğim tek bir şey var.
Denizin dalgaları arasında yunusların kıvrak bedenlerini görmek için..
Nasıl keskin bir dikkatle bakıyorsam.
Güzelliği bulmak için, aynı yumuşak niyetle bakabilirim.
Kararlılıkla.
Ve olduğu kadar.
Mutlu olmak bir tercih bazen.
Biliyorum.. Ancak bazen..

Yeni aldığım eğitim Organic Intelligence tam da bundan bahseder.
İyi hissettiğin zamanların, zor zamanlardan yumuşakça geçebilme kapasiteni arttırdığı,
sinir sistemi ile ilgili yapılan çalışmalarda ortaya çıkan bir gerçek.
İyi hissetmeyi yaratan senin için her ne ise.
Dur. Bak. Keşfet.
Ve tadını çıkarmana zaman tanı.
An’da olabilme kapasiten arttıkça.
Çevrenle ilişkin samimileşiyor.
İster yunus, ister sevgili.
Yaşamla bağın güçleniyor.
Yaşamınla ilişkin yakınlaştıkça.
Her ne yaratıyorsan, akıcı bir şekilde potansiyelini gerçekleştirme olasılığın artıyor.

Eskiler de dememiş mi.
Güzele bakmak sevaptır.
Bak doya doya.
Sade bir kararlılıkla.
İster yunus ister sevgili.

Öyküm.

* Video temsili. 😉