NORMAL IS GOOD.

img_7426

Hindistan seyahatimde..
Amma’dan aldığım, kulağa tılsımlı yankılanan
Sanskritçe mantramdan sonra..
Yeni mantram.
“Normal is good.”

Normal iyidir.
Ünlemsiz.
Nokta ile bitiyor.

Tıpkı Amma gibi yumuşacık ve anaç..
Adı Vilma’ya benziyor diye mi bu kadar çekici geldiğini düşünmeden edemediğim..
Helma ile.
Organic Intelligence seansımın sonunda.
Fark ediyorum ki.
Normal iyidir.

Helma ya biraz önce yediğim sufleden bahsediyorum.
İzmir’de sufle, ağır bir rakı-balık’ tan sonra yenir.
Şartlanmaların bini bir para.
Sufle yemek için soğana maruz kalmış olmak gerekliliğine inanmak ta neyin nesi.

Seansta, beklenenin aksine, travma hikayelerinden çok;
çocukluk anıları, sufle, rakı ve çiçeklerden bahsediyoruz.
Küçük Prens.
Şirin Baba.
Şirine.
Küçük Prensi çocukken kendime yakın hissetmemi anlıyorum da..
Yatağımın üstünde duran şirinler yastıklarımdan bahsederken.
Daha o yaşta, ilişkilerle ilgili kafamın bu kadar karışık olması..
İnsan bünyesinin gizemi karşısında beni bir kez daha çok şaşırtıyor.
Yastıkları yatağıma yerleştirirken.
Şirine’yi, özel yeteneği olmayan normal bir Şirin’in yanına koymaya
gönlüm razı gelmiyor.
Şirin Baba’nın Şirine’ye bakışlarından da pek hoşnut değilim.
Farkında bile olmadan.
Karakterlere bir çeşit aile dizimi yapıyor olmamı, şimdi fark ediyorum.

Derken seans bitiyor.
Çoğunlukla, yoğunluklar ve kıkırtılar arasında dans ederek geçen bir seansın ardından.
Normal ve memnun hissederken.
Yine de görevliye sormadan edemiyorum.
Bu ıssız sokaklarda tek başıma yürümek güvenli mi?
Burası benim şehrim değil.

Issız sokaklarda tek başıma yürüyeceğimi düşünürken ben..
Tüm yol boyunca bir eşlikçim oluyor.
Bir kez karşılaştığım bir edebiyat sever.
Sade’den asistanım Ece’den telefonumu alıyor.
Ve beni son yazımı tebrik etmek için arıyor.
Edebiyat mı? Ben mi?
Hiç anlamam ki?!
..derken.
Boaz ın yoğunluk bağımlılığında tam da benzer örnekle anlattıkları
sinir sistemimde kendiliğinden işliyor.
Kendimi “Çok teşekkürler ayol.. ” diyerek kıkırdarken buluyorum.
Ayaklarım yerden kesiliyor.

“Nolur bu hafta bitmesin.”
dediğim ‘normal’ bir eğitim gününün sonunda.
“Keyif almak için ızdırabın içinden geçmek zorunda değilsin!”
diyen güzel yüzlü, genç, Avrupa’lı erkek bir hocanın olağandışılığı karşısında..
Hediyelerle dolu gün.
Hediye gibi bir telefon konuşmasıyla ilerliyor.
Boğaz’da balıkçılar balık tutuyor.
Benim İzmir’li popom çok normal olarak donuyor.
Bu soğukta bu yazıyı Boğaz’da bir bankta yazmak zorunda olmadığımı hatırlıyorum.
Normal iyidir.
Sade’ce.
Eve gidebilirsin.

Öyküm.

Reklamlar