SEVİLMEK.

IMG_1248

Sevilmek çok güzel şey.
En az sevmek kadar.

Peki en güzeli ne dersin?
Kendince sevilmek.
Senin seni sevmen her nasılsa.
İşte öylece.

Benimki yazarak mesela.
Yoga yaparak.
Dans ederek.
Müzikle.
Yemek pişirerek.
Aylak aylak ufku izleyerek.
Bunları yapınca.
Ama öyle görev gibi değil de.
Kendiliğinden.
Randevulaşarak.
Kendini sevmeye.
Bazen ara vermiş.
Bulabilirsin kendini.
Benim gibi.

Geçenlerde sordular bana.
Yazı yazardınız biz de okurduk.
Ne oldu?
Ben evlendim.
Cevabıma ben de şaşırdım.
Hayatta her şeyin aynı anda olabileceğine inananlardanım.
Ama bazen.
Olmuyor işte.
Onu da anladım.
Hayat bazen o kadar yoğun akıcı ki.
Şapkadan bir tane daha tavşan çıkmıyor.
Şapkanın darlığından.
Ya da tavşanın huysuzluğundan.
Değil.
Sadece olmuyor.
Bir tane dahası.
Fazla geliyor.
İnsan olan biteni.
Ancak sindiriyor.
İşte öyle zamanlarda.
Durup hatırla.

Yemek yemek mesela.
Senin kendini sevme eylemin olsa.
Tabağını neyle doldururdun?
Zihnini susturmak için yediğin.
Onca yemeği.
Bu kadar sever miydin?
Damağındaki leziz tatlar.
Seni seviyorum dese sana.
Nasıl hazırlardın yemeğini?
Neler olurdu içinde?
Dudaklarındaki tatlı bir öpücük gibi.
Tadı damağında kalarak.
Kalksan sofradan.
En güzel aşklar gibi.
Bir sonraki buluşmaya kadar özlesen.
Aç gözlülük yapmadan.
Bıkmadan.
Kendini severek yesen.

Uykuya dalmak.
Senin sana sevgi ifaden olsa.
Nasıl dalardın uykuya?
Güzel ılık bir duş?
Sevdiğin o şarkılar.
Belki bir kaç küçük not.
Sana senden.
Hatta bugün daha erkenden.
Kendini çok severcesine uyusan.

Ve seni sevdiğini hissettiren.
Seni seninle buluşturan.
Her ne ise.
Ona tekrar adım atsan.
Gerekirse ödev gibi.
Hatırlasan.
Kendinle buluşmayı.
Unutmadan.

Çok seviliyor olsan.
Hayatın nasıl olurdu?
Her eylemin sevgiden olsa.
Sen nasıl biri olurdun?

Hadi ol.

Öyküm.

 

 

Reklamlar

ATKI.

IMG_0629

Çocukken, bir gün Stevie Wonder ile arkadaş olacağımızı sanırdım.
Olabileceğimizi değil.
Olacağımızı.
Emindim.
Orta okul yıllarında Kurt Cobain sınıfın biraz sıkıntılı ve hoş çocuğu gibiydi.
Evimiz Hollywood’ta vardı.
Liseye gelince Dylan gibi çocuklar etrafı saracak sandım.
Bana aşık çocuklara hep snob davrandım.
Üniversite yıllarında olaylar Manhattan sokaklarına taşındı.
Huyu bana benzeyen Carrie vardı.
Ben de kız arkadaşlarımla gezip,
Manhattan olmasa da tüm kokteylleri denerdim.
İş hayatı üniversiteden çok daha zor diyenlere.
Popomla güler geçerdim.
La Boutan olmasa bile..
Bir sürü stiletto istifledim.
İzmirli genç bir mühendisin.
Stilettolarla gezecek fazla yeri olmadığını.
Sonradan idrak ettim.

Neler yaşayacağımı hep hayal ettim.
Bir gün kaynımgiller olabileceğini.
Düşünmemiştim.
Diğerlerinin yaşadıkları, senin de başına geliyor.
Nasipte ne varsa o.
O sonraki aşamayı yaşayanı.
İnsan yarım kulakla dinliyor.
Benim başıma gelmez ki o.

Gelecek dostum.
Senin de başına gelecek.
Üniversitede en karmaşık mühendislik problemlerini çözmüş olsan da.
Kayın görüm ilişki matematiğini anlayamayacaksın mesela.
Düğününe sığdıramadığın yengengil küsecek.
Onu en son ilk adetinde görmüş olsan da.
Ömrünce kavuşmayı beklediğin yavrucak.
Geceleri seni uyutmayacak.
Kimse görmüyorken pencereden atmak isteyeceksin.
Yine de o gün susmayacak.
Tıpkı en yakın arkadaşına olduğu gibi.
Yıllarca buluşmayı beklediğin sevgilinin.
Poposu keşküle benzeyecek.
Keşkül gibi poposuyla.
Onu yine de sevmeyi öğreneceksin.
Hamamdaki teyzeler var ya.
Çok uzak görünen.
Memeleri atkıya benzeyen.
Senin memelerin de onlarınki gibi sarkacak.
Yine de kendine.
Sevgiyle dokunmayı bileceksin.

Hayat bu.
Senin de başına gelecek.
Şanslıysan.
Bir gün yaşlanıp öleceksin.
Uzak gelen ne varsa.
Sana oldukça.
Şükretmeyi öğrenecek.
Ya da ızdırap çekeceksin.

Hayat en güzel hediye.
Şükürler olsun!

Öyküm.

PERİ GİBİ.

IMG_0541

Aslında o da bir elbise.
Diğerleri gibi.
Özel güçleri var sadece.
Giydiğin anda.
Seni günlük hayattan çekip alan.
Hürrem Sultan da yapar,
Sindirella da seni.
O yüzden biraz tehlikeli.

Ayça’yla buluştuğumuz anda hissettim.
İsminin Ayça olması işaret dedim.
İnsan en çok görülmek istiyor.
Kimse gibi değil de.
Olduğu gibi.
İşinde çok iyi.
İnsanı görebilen diğerleri gibi.
İpek te beni yazılarımdan tanıyor olmasın mı?!
Bendeki fingirdemeyi sen hayal et.
Fingirdeyip gevşemiş olsam da.
Yeterince sosyal medya gelini görüp.
Oraya vardığımda.
Hayalimi unutmuştum çoktan.
Hafif rahat romantik.

Tüm hayat tercihlerimde olduğu gibi.
Önce standart olanı zorladım.
Kalıba girip nefesimi tutarım sandım.
Kimseyi inandıramadım.
Bütün gelinler bu yıl balık olmuştu.
1 eksik 1 fazla.
Ben de olsam sanki ne olurdu.
Olamadım.
Bizim kızların yüz ifadelerine.
Dayanamadım.
Yani … Evet..
Sen ne giysen yakışır zaten.
Hiç tatmin olamadım.

Peri gibi olanı tekrar giydim.
Bakışlarındaki etki geri geldi.
Bu gelinlik daha önce nerelerde giyildi?
Miami. Londra.
Bir de neredeyse Nazilli.
Miami’ye odaklanırsak bu iş olabilirdi.
İki gelinlikte.
Sevdiğim kadınların ifadeleri arasındaki fark.
Olmak istediğim ben ile.
Olduğum ben arasındaki fark kadardı.
Kendimi sokmaya çalıştığım standart.
Kimsede heyecan yaratmamıştı.

Derken hayaller canlanmaya başladı.
Böyle bir gelinliği herkes taşıyamazdı.
Bir balık asla dans edemez.
Sevgilisinin kucağına atlamak.
Çok istese de mümkün olamazdı.
Kulaklarımda yankılandı.
Ben sıradışı bir kadındım.
Kalıplara sığamazdım.
E malum.
Egolu da bir kadınım.
İçim bi hoş oldu.
Pes ettim.
Diğerleri gibi olma hayallerimden.
Bir kez daha vazgeçtim.

Gelin ata binmiş.
Ya nasip demiş.
Sevgilim babası bu lafa kızıyo.
Ama nasipte ne varsa o. 👰🏼

Not. Fotoğrafını size pışık gösteririm.
Bikinili pozla idare edin.

Öyküm.

MENEKŞE.

IMG_9996

Sade’nin menekşeleri çiçek açtı.
Şimdiye kadar hiç açmamışlardı.
Her sabah, günaydınlaşırken..
Beni binbir düşünce alırdı.

Acaba yerini mi sevmiyor?
Seven nasıl seviyor?
Çok mutsuz da görünmüyor?!

Çocuklar üzülmesin diye.
Belli etmedim pek.
Ya da ben öyle sandım.
Çiçek açmasanız da.
Seviyorum sizi canlarım.
Yapraklarınız da pek güzel.

Arada dayanamadım sordum.
Neşelerini göstermek için.
Çiçeklenseler.
Güzel olmaz mı diye..
Ses vermediler yine.

Kendime sordum.
Dallarından çoğaltırken mi yanıldım.
Yoksa yeterince besleyemedim mi derken.
Vitaminler aldım.
Topraklarını ilaçlamaya kıyamadım.

Yıllarca mühendis olarak yetiştirildim.
Problem görünce çözmeye.
Hayatı optimize etmeye.
Ondandır herhalde merakım.

Yine de zamanla alıştım.
Çiçeksiz bir menekşenin de.
Canlı ve neşeli.
Mutlu bir çocuk olabileceğine.
Güzel yeşil yapraklarını sevdim.
Mor olmasalar bile.

Şimdi menekşeler çiçek açtı.
Mor ve cilveli.
En çelimsizi de.
Kendince çiçekleriyle.
Mutlu çocuklardı bence.

Sade’ce hatırladım.
Herşeyin.
Bir şimdisi vardı.
O ‘şimdi’ nin ne zaman geleceği.
Hiç belli olmazdı.

Durdum.
Düşündüm.
O aklındaki konu var ya.
Zamanı gelince o da çiçek açacak.
Açmazsa da.
Seversin yine.
Güzel yeşil yapraklarını.
Açsın diye beklerken.
Kaçırma şuanki canlılığını.

Kim diyebilir ki.
Çiçek açmamış bir menekşe.
Daha mutsuz diye.
Herkesin mor çiçek açması..
Çok garip olmaz mı sence?

Önümüz bayram.
Yeşil yapraklarımızı serip.
Otururuz seninle güzelce.
Mutluluk tam da böyle birşeydir belki de. 🍃

Öyküm.

 

FIRTINA.

 

IMG_9188
Her mevsim.
Herhangi bir anda.
Dalgaların kabarıp, fırtınanın kopabileceğini bilecek kadar uzun zamandır Ege’liyim..
Dalgalarla kavga edemeyeceğini bilecek kadar deneyimli bir denizciyim.
Denizin dayağını yedim.
Disiplininden geçtim.
Gerektiği kadar.
Karşı koyamayacağımı kabul edecek kadar.
Dayılandım.
Korktum.
Yeniden denedim.
Egomun direttiği;
Bilgeliğimin beni teslim edebildiği kadar.
Dalgalandım.
Ve duruldum.

Yeniden ne zaman dalgalanırım.
Dayılanırım.
Kavga ederim.
Küserim.
Bilemem.
Hayata.

Bilirim ki.
Her fırtına.
Durulur.
Yeterince dalgalandıktan sonra.
Ve sana izin verir.
Limanda gücünü toplamaya.
Ne kadar süre?
Hadi bir sorsana..

Hangi deniz daha dalgalıdır.
Hangi mizaç daha deli.
Kim bilir?

Ben bilemem.
Kendimi bilirim.
Belki bir gün.
Bir de gün batımına doyamadığımı.
Hayat ta bilir ya.
Beni kuytumdan çıkarır illa ki.
Gel başka yerde bak güne diye.
Ne lükse bakarım ben, ne gösterişe.
Belki bir gün doyarım.
Gökyüzündeki bu cımbışa.
Ananem der cımbış.
Cümbüşün ananemcesi.

Dilerim ki.
Hayatımızın cımbışına.
Kana kana.
Yeterince gün batırdıktan.
Aşkla dolup.
Aşkla yaşadıktan.
Doyduktan sonra veda edelim.
Doyulur mu bilmem ya.

Sade’ce teşekkür ederim.
Hayata.
Yüzlerce insanın olduğu bir otelde.
Dünyanın dört bir yanından insan.
Karnını doyurma telaşındayken.
Ensemden tutup.
Beni bu şöleni izlemeye sürüklediği, beni her an doyurduğu için.
Çımbışın büyüğü burada.
Kana kana.
Yine aşık oldum.
Doyamadım.
Şükür.
Aşk’a!
❤️
Öyküm.

HAFİF.

IMG_9379

Ne zaman Kaz Dağları’na gelsem..
Ya da ufak bir yelken tatiline.
Tenime dokunan ve beni sıkan ne varsa kurtulma arzum yükselir.
Seyahat çantası beş tişörtle gelip..
Aynı tişörtlerle döner.
Kullanılmamış olarak.
Şehirde elzem sandığım ne varsa.
Doğada önemini yitirir.
Taşıdığım fazlalıkların hepsinin,
yaşam alanımı daraltan yükler olduğunu fark ederim.
İlk bir kaç saat içinde.
Şehirde hayati önem taşıyan ne varsa..
Organik şampuanım..
Ve yoga taytım.
Biblo gibi boş ve anlamsız kalıverir.
Bir anda.
Hatırlarım.
Buradayken.
Tenime hiç birşeyin dokunmasını istemediğimi.
Nehrin suyu dışında.
Bir de sevgilim.
Benimle olursa.

Şanslıyım ki yoga taytım.
Benim iş kıyafetim.
İş günüm matın üzerinde ve çıplak ayakla geçse de.
Hücrelerimi sıkıştıran, daraltan, sınırlandırandan özgürleşmeye,
ne çok ihtiyaç duyduğumu..
Üzerimden sıyırınca fark ediyorum.
Oldukça yoğun bir iş hayatının ortasında.
Ruhuma günü, saati, yılı nakış gibi işlenmiş planlarım arasında
alan bulmaya çabalarken..
Yogacı popomu ‘small’ beden taytlara sığdırmaya çalışıyorum.
İşime. BAYILIYORUM.
Popom da hiç fena sayılmaz.
Ayrı mesele.
Ve apaçık ortada ki..
Ruhumun da.
Popomun da genişleyip nefes alacağı boşluk alanlarına,
hayati derecede ihtiyacı var.

Belki de.
Memelerin; ‘olması gerektiği gibi’ yüksek ve şişik gösteren yorucu
sütyenlerden özgürleşmesi kadar kolaydır.
Yüksek, sentetik ve şişik şehirli kimliklerimizi atıvermek.
Memeleri ve popoları boşlukta geniş geniş sallanmaya bırakıversek.
Ve onlara biz de yeterince aylaklık ederek eşlik etsek..
Ruhumuzun özgürlüğüne de yeniden kavuşuruz.
Neşeli, özgür ve hafif.

Şu an Instagram’da hangi filtre kırışıklıklarımı kapatır diye bir derdim yok.
Zira burada internet yok.
Nehir sesi var.
Bir de pişi ve tahin pekmezle doldurduğum göbeğim.
Avokadodan çok bıktım.
Söylemeliyim.
Defterimi göbeğime dayadım, yazımı yazıyorum.

Hayatımda çok sevdiğim insanların varlığını hissediyorum.
Onlar da beni seviyor üstelik.
Göbeğimin ve kırışıklıklarımın her hali ile.
Anlattıklarımı can kulağıyla dinleyen öğrencilerim var ayrıca.
Popom small tayta sığmasa da.
Yeni cümleler kurmak için.
Can atar yüreğim.
Bir de.
Çok güzel sevgilim.

Boşluğa ihtiyacın var.
Varlığı hissetmen için.
Sade’ce.
Alan yarat.
Kendi boşluğuna.
Ne kadar var olduğuna.
Sen de.
Hayret edeceksin.
Bakma sen.
Ruhumuzun süsü yerinde.

Aşk ile.
Öyküm.

Fotoğraf Suat Vergili.

SARMAŞIK.

IMG_8682

Yoga yapanların beslenmesi hep merak konusu olmuştur.
Oysa yoga yapmak için ne vejetaryen olmana ne de kahve içmeyi bırakmana gerek var.
Yoga bedeninin ihtiyaçlarını duymanı sağlar.
Kendine iyi bakma isteğin artabilir.
Yeter ki samimiyetle hisset.
Canın ne istiyor?
Gerçekten bu arzun bedensel bir ihtiyaç mı, yoksa zihne oyuncak mı?
Farket.
Ve tadını çıkar.
Özenle hazırladığın ve keyifle yediğin bir yemek seni o An’la ilişkilendirebilir.
Ve bu deneyim her bir lokmada meditasyona dönüşebilir.

Sağlıklı beslenme adına adını zor telafuz ettiğin pahalı malzemelere ihtiyacın yok aslında.
Senin bölgende hangi malzemeler var?
En sade, en basitinden.
İzmir’in otları meşhur mesela.
Tanıştırayım; Sarmaşık.
Yabani bir kuşkonmaz türü. Tilkişen’de deniyor.
Biraz sarımsak, soğan, zerdaçal..
Güzel bir sızma ile kavurabilirsin.
Ben yağ miktarını makul tutmak için kaynar su ekleyerek pişiriyorum.
Üzerine yumurta çok yakışıyor.
Sarmaşığın acısı ve acı olmayan çeşitleri var.
En önemli tüyo, bıçak değdirmemen gerekiyor.
Elle tek tek ayıklarken püf noktası çıt diye kırıldığı yerden koparmak.
İşte sana günün meditasyonu.

Ben beslenme uzmanı değilim sonuçta.
Kendimi beslemeyi seviyorum.
Sade’ce.
Bazen yogayla, bazen sarmaşıkla.

Bu yemeğe şöyle güzel bir şarkı ve beyaz şarap çok yakışır. Söylemeden edemedim.. Afiyetle olsun. 😉

Öyküm.

Fotoğraf Ozan Çelik