YEMEĞİN SEVMEKLE BİR İLGİSİ OLMALI.

IMG_1358

Bu sabah.
Kahvaltı tabağını renklendir!
Renklerin önce ruhunu beslemesine izin ver..
Bugünkü şefkat pratiğinin kendine güzel bir öğün hazırlamak olmasına ne dersin?

Yemeğin sevmekle bir ilgisi olmalı bence.
Sevgiyi ifade şekli kendimce.
Kendime.
Ve sevdiklerime.
İyi baktıkça.
Seviniyorum.
İçten içe.

Yemeğin beslenmekle bir ilgisi var bence.
Sadece doymak değil yani mesele.
Ruhunu ve bedenini beslerken.
Zihnini de yatıştırabilirsin özenle.
Yumuşak ve rahat bir gülücükle.
Yemek hazırlamak.
Meditasyona dönüşebilir.
Sen isteyince.
Evet.
Sen. İsteyince.
Rutinlerin ve görevlerin üzerine.
Bir yenisini yüklenmektense.
Hafiflikle.
Şükranla.
Şefkatle.
Beslenebilirsin bence.
Ve belki de.
O yorgun günün sonunda.
Yoldan aldığın bir dürüm de.
O gün kendine gösterdiğin şefkatin göstergesi olabilir.
Canın isteyince.

Şefkat.
Şükür.
Ve sevgi.
Hayatın tam içinde.
Bazen bir dürümde.
Rakının yanındaki mezede, bazen de.
Sindirebilen bedene.
Muhabbetle paylaşan dosta.
Hazırladıklarınla doyan sağlıklı çocuklara.
Sana aşkla yemek hazırlayan sevgiliye.
Kaynakları sunan hayata.
Şükürler olsun.

Öyküm.

💙 Bu yazı iki şarkı ile bitsin. Biri bayıldığım filmden tatlı tatlı. Diğeri sevişirken soğan doğrayan Shakira’dan.. İkisi iki ayrı telden. Önerim yemek yaparken Shakira kadar yağa bulanma. Sonra temizlemesi zor olur. 😊

 

SEVİLMEK.

IMG_1248

Sevilmek çok güzel şey.
En az sevmek kadar.

Peki en güzeli ne dersin?
Kendince sevilmek.
Senin seni sevmen her nasılsa.
İşte öylece.

Benimki yazarak mesela.
Yoga yaparak.
Dans ederek.
Müzikle.
Yemek pişirerek.
Aylak aylak ufku izleyerek.
Bunları yapınca.
Ama öyle görev gibi değil de.
Kendiliğinden.
Randevulaşarak.
Kendini sevmeye.
Bazen ara vermiş.
Bulabilirsin kendini.
Benim gibi.

Geçenlerde sordular bana.
Yazı yazardınız biz de okurduk.
Ne oldu?
Ben evlendim.
Cevabıma ben de şaşırdım.
Hayatta her şeyin aynı anda olabileceğine inananlardanım.
Ama bazen.
Olmuyor işte.
Onu da anladım.
Hayat bazen o kadar yoğun akıcı ki.
Şapkadan bir tane daha tavşan çıkmıyor.
Şapkanın darlığından.
Ya da tavşanın huysuzluğundan.
Değil.
Sadece olmuyor.
Bir tane dahası.
Fazla geliyor.
İnsan olan biteni.
Ancak sindiriyor.
İşte öyle zamanlarda.
Durup hatırla.

Yemek yemek mesela.
Senin kendini sevme eylemin olsa.
Tabağını neyle doldururdun?
Zihnini susturmak için yediğin.
Onca yemeği.
Bu kadar sever miydin?
Damağındaki leziz tatlar.
Seni seviyorum dese sana.
Nasıl hazırlardın yemeğini?
Neler olurdu içinde?
Dudaklarındaki tatlı bir öpücük gibi.
Tadı damağında kalarak.
Kalksan sofradan.
En güzel aşklar gibi.
Bir sonraki buluşmaya kadar özlesen.
Aç gözlülük yapmadan.
Bıkmadan.
Kendini severek yesen.

Uykuya dalmak.
Senin sana sevgi ifaden olsa.
Nasıl dalardın uykuya?
Güzel ılık bir duş?
Sevdiğin o şarkılar.
Belki bir kaç küçük not.
Sana senden.
Hatta bugün daha erkenden.
Kendini çok severcesine uyusan.

Ve seni sevdiğini hissettiren.
Seni seninle buluşturan.
Her ne ise.
Ona tekrar adım atsan.
Gerekirse ödev gibi.
Hatırlasan.
Kendinle buluşmayı.
Unutmadan.

Çok seviliyor olsan.
Hayatın nasıl olurdu?
Her eylemin sevgiden olsa.
Sen nasıl biri olurdun?

Hadi ol.

Öyküm.

 

 

ATKI.

IMG_0629

Çocukken, bir gün Stevie Wonder ile arkadaş olacağımızı sanırdım.
Olabileceğimizi değil.
Olacağımızı.
Emindim.
Orta okul yıllarında Kurt Cobain sınıfın biraz sıkıntılı ve hoş çocuğu gibiydi.
Evimiz Hollywood’ta vardı.
Liseye gelince Dylan gibi çocuklar etrafı saracak sandım.
Bana aşık çocuklara hep snob davrandım.
Üniversite yıllarında olaylar Manhattan sokaklarına taşındı.
Huyu bana benzeyen Carrie vardı.
Ben de kız arkadaşlarımla gezip,
Manhattan olmasa da tüm kokteylleri denerdim.
İş hayatı üniversiteden çok daha zor diyenlere.
Popomla güler geçerdim.
La Boutan olmasa bile..
Bir sürü stiletto istifledim.
İzmirli genç bir mühendisin.
Stilettolarla gezecek fazla yeri olmadığını.
Sonradan idrak ettim.

Neler yaşayacağımı hep hayal ettim.
Bir gün kaynımgiller olabileceğini.
Düşünmemiştim.
Diğerlerinin yaşadıkları, senin de başına geliyor.
Nasipte ne varsa o.
O sonraki aşamayı yaşayanı.
İnsan yarım kulakla dinliyor.
Benim başıma gelmez ki o.

Gelecek dostum.
Senin de başına gelecek.
Üniversitede en karmaşık mühendislik problemlerini çözmüş olsan da.
Kayın görüm ilişki matematiğini anlayamayacaksın mesela.
Düğününe sığdıramadığın yengengil küsecek.
Onu en son ilk adetinde görmüş olsan da.
Ömrünce kavuşmayı beklediğin yavrucak.
Geceleri seni uyutmayacak.
Kimse görmüyorken pencereden atmak isteyeceksin.
Yine de o gün susmayacak.
Tıpkı en yakın arkadaşına olduğu gibi.
Yıllarca buluşmayı beklediğin sevgilinin.
Poposu keşküle benzeyecek.
Keşkül gibi poposuyla.
Onu yine de sevmeyi öğreneceksin.
Hamamdaki teyzeler var ya.
Çok uzak görünen.
Memeleri atkıya benzeyen.
Senin memelerin de onlarınki gibi sarkacak.
Yine de kendine.
Sevgiyle dokunmayı bileceksin.

Hayat bu.
Senin de başına gelecek.
Şanslıysan.
Bir gün yaşlanıp öleceksin.
Uzak gelen ne varsa.
Sana oldukça.
Şükretmeyi öğrenecek.
Ya da ızdırap çekeceksin.

Hayat en güzel hediye.
Şükürler olsun!

Öyküm.

HAFİF.

IMG_9379

Ne zaman Kaz Dağları’na gelsem..
Ya da ufak bir yelken tatiline.
Tenime dokunan ve beni sıkan ne varsa kurtulma arzum yükselir.
Seyahat çantası beş tişörtle gelip..
Aynı tişörtlerle döner.
Kullanılmamış olarak.
Şehirde elzem sandığım ne varsa.
Doğada önemini yitirir.
Taşıdığım fazlalıkların hepsinin,
yaşam alanımı daraltan yükler olduğunu fark ederim.
İlk bir kaç saat içinde.
Şehirde hayati önem taşıyan ne varsa..
Organik şampuanım..
Ve yoga taytım.
Biblo gibi boş ve anlamsız kalıverir.
Bir anda.
Hatırlarım.
Buradayken.
Tenime hiç birşeyin dokunmasını istemediğimi.
Nehrin suyu dışında.
Bir de sevgilim.
Benimle olursa.

Şanslıyım ki yoga taytım.
Benim iş kıyafetim.
İş günüm matın üzerinde ve çıplak ayakla geçse de.
Hücrelerimi sıkıştıran, daraltan, sınırlandırandan özgürleşmeye,
ne çok ihtiyaç duyduğumu..
Üzerimden sıyırınca fark ediyorum.
Oldukça yoğun bir iş hayatının ortasında.
Ruhuma günü, saati, yılı nakış gibi işlenmiş planlarım arasında
alan bulmaya çabalarken..
Yogacı popomu ‘small’ beden taytlara sığdırmaya çalışıyorum.
İşime. BAYILIYORUM.
Popom da hiç fena sayılmaz.
Ayrı mesele.
Ve apaçık ortada ki..
Ruhumun da.
Popomun da genişleyip nefes alacağı boşluk alanlarına,
hayati derecede ihtiyacı var.

Belki de.
Memelerin; ‘olması gerektiği gibi’ yüksek ve şişik gösteren yorucu
sütyenlerden özgürleşmesi kadar kolaydır.
Yüksek, sentetik ve şişik şehirli kimliklerimizi atıvermek.
Memeleri ve popoları boşlukta geniş geniş sallanmaya bırakıversek.
Ve onlara biz de yeterince aylaklık ederek eşlik etsek..
Ruhumuzun özgürlüğüne de yeniden kavuşuruz.
Neşeli, özgür ve hafif.

Şu an Instagram’da hangi filtre kırışıklıklarımı kapatır diye bir derdim yok.
Zira burada internet yok.
Nehir sesi var.
Bir de pişi ve tahin pekmezle doldurduğum göbeğim.
Avokadodan çok bıktım.
Söylemeliyim.
Defterimi göbeğime dayadım, yazımı yazıyorum.

Hayatımda çok sevdiğim insanların varlığını hissediyorum.
Onlar da beni seviyor üstelik.
Göbeğimin ve kırışıklıklarımın her hali ile.
Anlattıklarımı can kulağıyla dinleyen öğrencilerim var ayrıca.
Popom small tayta sığmasa da.
Yeni cümleler kurmak için.
Can atar yüreğim.
Bir de.
Çok güzel sevgilim.

Boşluğa ihtiyacın var.
Varlığı hissetmen için.
Sade’ce.
Alan yarat.
Kendi boşluğuna.
Ne kadar var olduğuna.
Sen de.
Hayret edeceksin.
Bakma sen.
Ruhumuzun süsü yerinde.

Aşk ile.
Öyküm.

Fotoğraf Suat Vergili.

RENGARENK

image

Bir Cumartesi Gecesi..
Aylardır beklenen Hocalık Eğitimi İnzivası’nın hemen öncesi.
Yine akılda yoga ve ders vermekten başka bir şey olmayan..
Bir Cumartesi Gecesi.
Zihnimdeki tilkiler ve ben..
Hayal ederken..
Nasıl çalkalanıp nasıl dalgalanıp nasıl durulur..
Nerede nefes alınır, nerede kalbe dokunulur..
Canlanırken..
Şarkılar birbiri ardına sıralanırken..
Gelir.
Rengarenk.

Müzik nefes, dans meditasyon.
Hepsi buluşmak için araç.
Seni genişleten.
Engellerini şeffaf hale getiren.
Dalgalarla beraber süzülmeni sağlayan.
Nefesinin sevgiyle akmasına izin veren.
Her ne ise.
Araç.
Kullan.
İşbirliği yap.
Yaşamla inatlaşmayı bıraktıkça.
Kendinle inatlaşmayı bıraktıkça.
Sevebilme kapasiten bir nefes genişliyor olacak.
Bunu sağlayan her ne ise kullan.

Ya da “Kullansan iyi edersin.” 😉
Yaşamının inatlaşmaya heba olmasını pek te istemezsin.
Renklerini en ham haliyle saçmak..
Hayatını gökkuşağının her rengine açmak varken.

Sade’nin gözü kara Yoga Hocalık Eğitimi öğrencileri..
Gözlerini karartıp bu yola benimle çıktıklarında..
Başlarına neler geleceğinden bi haber.
Sade’ce cesaret ettiler.
Olacak olan her ne ise almaya..
Neler olacağını hiç bir zaman bilemezsin.
Hoca rolünde olan; tekniğe, bilgiye, pratiğe çalışır elbet.
Kalbini, bilgisini, sevgisini sonuna kadar açmaya.
Ne kadar olabilirse.
Yol her ne öğretecekse..

Bir avuç gözü kara yoga öğrencisi.
Dağın başında.
Nehrin coşkulu sesinin ortasında.
Ne internet ne telefon.
En bağımsız halde bağlantıdayken.
Yoğun. Derin. Zorlayıcı. Çarpıcı çalışmalar arasında.
Kan ter içinde.
Bakmaya. Görmeye. Farketmeye.
Bilinmeyene. Yeniye. Belirsize. Olana.
Gözü kara biçimde kalbi açmışken.
Yaralara. Kırılganlığa.
Kendimizi nehrin akışına.
Göz yaşlarının akışına.
Vinyasa nın bedende akışına.
Hayatın akışına bırakmışken.
Rengarenkliğimizi dansla kutlarken.
Bilemezdik.
Dönüşümüzde heryerin renklere bürünüyor olacağını.
Farklılığın rengarenk kutlanıyor olacağını.

Oysa kalp biliyor.
Tüm bağlantıları kapattığında o sana söylüyor.
Bir olanla bağlantıya geçmek için..
Varlığını hissetmek için.
Her renk, sade’ce bütün olmak için.
Hiç bir bağlantı gerekmediğini.
Biliyorsun.

Farklılıklarının.
Her bir renginin.
Her bir hücrenin.
Her bir nefesinin.
Her An.
Beraber’ce.
Sade’ce kutlanabileceğini.

Sade’ce sevgi var aslında.
Gördüğün duyduğun yaşadığın her ne ise.
Sevgiden.

Sade’ce sevgi.
Kutlama değer!

Öyküm