HAFİF.

IMG_9379

Ne zaman Kaz Dağları’na gelsem..
Ya da ufak bir yelken tatiline.
Tenime dokunan ve beni sıkan ne varsa kurtulma arzum yükselir.
Seyahat çantası beş tişörtle gelip..
Aynı tişörtlerle döner.
Kullanılmamış olarak.
Şehirde elzem sandığım ne varsa.
Doğada önemini yitirir.
Taşıdığım fazlalıkların hepsinin,
yaşam alanımı daraltan yükler olduğunu fark ederim.
İlk bir kaç saat içinde.
Şehirde hayati önem taşıyan ne varsa..
Organik şampuanım..
Ve yoga taytım.
Biblo gibi boş ve anlamsız kalıverir.
Bir anda.
Hatırlarım.
Buradayken.
Tenime hiç birşeyin dokunmasını istemediğimi.
Nehrin suyu dışında.
Bir de sevgilim.
Benimle olursa.

Şanslıyım ki yoga taytım.
Benim iş kıyafetim.
İş günüm matın üzerinde ve çıplak ayakla geçse de.
Hücrelerimi sıkıştıran, daraltan, sınırlandırandan özgürleşmeye,
ne çok ihtiyaç duyduğumu..
Üzerimden sıyırınca fark ediyorum.
Oldukça yoğun bir iş hayatının ortasında.
Ruhuma günü, saati, yılı nakış gibi işlenmiş planlarım arasında
alan bulmaya çabalarken..
Yogacı popomu ‘small’ beden taytlara sığdırmaya çalışıyorum.
İşime. BAYILIYORUM.
Popom da hiç fena sayılmaz.
Ayrı mesele.
Ve apaçık ortada ki..
Ruhumun da.
Popomun da genişleyip nefes alacağı boşluk alanlarına,
hayati derecede ihtiyacı var.

Belki de.
Memelerin; ‘olması gerektiği gibi’ yüksek ve şişik gösteren yorucu
sütyenlerden özgürleşmesi kadar kolaydır.
Yüksek, sentetik ve şişik şehirli kimliklerimizi atıvermek.
Memeleri ve popoları boşlukta geniş geniş sallanmaya bırakıversek.
Ve onlara biz de yeterince aylaklık ederek eşlik etsek..
Ruhumuzun özgürlüğüne de yeniden kavuşuruz.
Neşeli, özgür ve hafif.

Şu an Instagram’da hangi filtre kırışıklıklarımı kapatır diye bir derdim yok.
Zira burada internet yok.
Nehir sesi var.
Bir de pişi ve tahin pekmezle doldurduğum göbeğim.
Avokadodan çok bıktım.
Söylemeliyim.
Defterimi göbeğime dayadım, yazımı yazıyorum.

Hayatımda çok sevdiğim insanların varlığını hissediyorum.
Onlar da beni seviyor üstelik.
Göbeğimin ve kırışıklıklarımın her hali ile.
Anlattıklarımı can kulağıyla dinleyen öğrencilerim var ayrıca.
Popom small tayta sığmasa da.
Yeni cümleler kurmak için.
Can atar yüreğim.
Bir de.
Çok güzel sevgilim.

Boşluğa ihtiyacın var.
Varlığı hissetmen için.
Sade’ce.
Alan yarat.
Kendi boşluğuna.
Ne kadar var olduğuna.
Sen de.
Hayret edeceksin.
Bakma sen.
Ruhumuzun süsü yerinde.

Aşk ile.
Öyküm.

Fotoğraf Suat Vergili.

Reklamlar

KURTULUŞ.

img_7381

Huzurla, kuytumda geçirilmiş bir günün ardında.
Güne savaş görüntüleriyle uyanmak.
Rüya değil.
Filmlerden izler değil.
Uykudan uyanmaya geçişte.
Bilince ilk düşenler.
Kendi olduğum kişi olarak.
Olabilecekleri yaşarcasına.
Hissederek uyanmak.
Şüphesiz ki.
Güne en iyi uyanma yolu değil.
Ki genellikle.
Bilincin geçişi sırasında farkında olarak,
o gün yapacaklarımı düşünüp kendimi coşturmaya,
günün getireceklerini en iyi haliyle hayal etmeye alışkın bir bünye için.
Gerçekten güzel değil.

Ve çok çarpıcı gösteriyor.
Bilinçaltımın ne hallerde olduğunu.
Günlük gerçeğim refah içinde olsa da.
Hayatı kaynamaya yüz tutan bir volkanın sıcak toprağı üzerinde
sürdürmeye çalışır gibi.
Yaşıyoruz belli ki.
Sıcak henüz direk temas edip yakmamışsa da belki.
Toprağımız fokur fokur kaynıyor.
Üzerinde evde hissettiğimiz toprağımız.
Diğeri diye ayırdığımızın yıllardır çektiği güvensizliği ,
şimdi ayaklarımızın altında hissediyoruz.

Bu kadar ısınmışken..
Patlamadan soğuyacağına inancım.
Gitgide zayıflıyor.
Uyanırken gördüklerimin, var olan korku senaryom olduğunu fark ediyorum.
Sezgi veya öngörü olması ihtimali.
Ödümü koparıyor.
Umarım öyle yeteneklerim yoktur.
Şimdi hiç sırası değil!
Belki ruhumun eski yaşamlardan bir anısı.
Veya okuduklarımın zihnime yansıması.

Her ne ise.
Bedenimde hissediyorum.
Karnımda yumru gibi.
Boğazımda alev alev.

Erkekler bayılır yogacı kız arkadaş fikrine.
Ve baş etmekte zorlanırlar genellikle.
Sükunetle yanında varlık göstermek.
Biliyorum.
Çok kolay değil.
Eşlik etmek.
Bu kadar ‘hisseden’ birine.
Ne dilediğine dikkat et.
Ve derler ki.
Uykudan uyanıklığına geçişte..
Bilincinin frekansı, gerçekliğini yaratma gücüne sahiptir.
O yüzden dileğini, bu geçiş frekansındayken hayal et.
Usta yogiler uykularını dahi bilinçli kontrol etmeyi pratik ederler.
Günümü en güzel haliyle hayal etme saniyelerim.
Korkularımın sahnesine dönüştü bu sabah.
Bedenimin hissettiklerimi sindirmesini izledim.
Az da olsa zaman tanıyarak.

Haftaya Organic Intelligence Travma Terapi Eğitimi’ne başlıyorum.
Dünya çapında bu eğitimin gerçekleşmek için bu toprakları seçmesinin,
tesadüf olmadığını biliyorum.
Dönüşüm bu topraklarda gerçekleşecek.

Beyaz atlı prensin bizi kurtarması hakkımızı bu yüzyılda kullandık.
En yakışıklı, en vizyoneriyle üstelik.
İçinde olduğumuz kurtuluş savaşı.
Bireysel tercihlerimizi değiştirerek dönüşmemizi gerektiriyor.
Tam olarak ne yapmam gerektiğini ben de bazen bilemiyorum.
Ama biliyorum ki..
Her seferinde sevgiyi seçerek.
Her seferinde beraberliği tercih ederek.
Birbirimize şifa olup, temas ederek.
Umuyorum..
Travma Terapi donanımımı..
Toprağımın refah içinde yaşayan insanlarının,
refahını biraz daha arttırmak için kullanırım.
Zaten varolan travmalarımıza yenilerinin eklenmemesi için..
Dua ediyorum.

Saniyeler içinde zihnimde akan korkularım..
Dakikalarca bedenimde dönüşen hislerim.
İşe gelirken radyoda çalan şarkıyla şifa buluyor.
Stevie Wonder’ ın çok yakın arkadaşım olduğuna emin olduğum..
Çocukluk yıllarımdan bir şarkıyla huzurum geri geliyor.
Evet o zaman da biliyordum.
Benden yaşça büyük bir arkadaşım olduğunu.
Ama seviyordum.
Ve kalbimde yeri vardı.
Beraber hissetmek bundan ibaret değil mi zaten.

O zaman beraberliğe!
Birbirimize kalbimizde yer vermeye.
Sade’ce.
Sevgiyle.
Dünyayı güzellik kurtaracak.

Öyküm.